30 Mayıs 2009

Kurtlar Vadisi'nde 61. Dakika

video

Bugün Jesus Almeyda'da gördüm. Kurtlar Vadisi'nin 61. bölümünün 61. dakikasında Trabzonspor'un 61. dakika şovu desteklenmiş. Diziyle alakası yok ama bence çok hoş olmuş. Taraftarla özdeşleşmiş bir kavram, Türkiye'nin en çok izlenen dizilerinden birinde yer alıyor. Ne güzel lan!

Bu arada balon sayısı da 61'miş.

Peşindeyiz T-shirtleri




Galatasaray güzel t-shirt yapar mıymış? Yapıyormuş vallahi.

http://www.gsstore.org/urunDetay.asp?urunID=4668

28 Mayıs 2009

Forma Arkası #13 - 1+8

Futbol tarihinin en ilginç forma numarası hikayelerinden biri. Zamorano Inter'de oynarken yanlış hatırlamıyorsam Ronaldo'nun sakatlık dönemi boyunca 9 numara giydi. Ronaldo sakatlıktan çıkıp geri dönünce 9 numara Ronaldo'ya geri verildi. Zamorano ise en kralını yaptı. "Direkt olarak 9'u alamıyorsam toplarım arkadaş!" dedi ve 1 ile 8 rakamlarının ortasına bir + koydu.


Budur!

Galatasaray'ın En Marjinal Forması

Sizce nedir? Ben çok merak ediyorum yeminlen.

http://galatasarayformalari.blogspot.com/2009/05/en-marjinal-forma.html

Galatasaray Formaları blogunu daha önceleri tanıtmıştım. Ne olduğunu bir daha söyletmeyin :)


Bu forma ve hikayesi de bonus olsun

http://galatasarayformalari.blogspot.com/2009/05/fc-galatasaray-zurich.html

Bağyan Taraftar #17 - Brezilya'yı Neden Seviyoruz?

Bu ablayı hatırlayanınız var mı?





hurriyet.com'a rakip oldum bu fotoğraflarla. Seviye düşmüş bu baklavasına'da be! :)

Not: Normalde o meme uçlarını sansürlerdim ama kaç zamandır desteklediğim SansüreSansür hareketine yakışmazdı bu. Forza meme ucu!

MANU Barçalandı!

Böyle bir başlık atmayı bana öğrettiği için yüce Türk spor medyama teşekkür ederim.

Bana göre maçı en güzel anlatan şuydu:

İlker Yasin: Peki Rıdvan, Xavi mi, Iniesta mı? Hangisini oyundan çıkarırsın?
Rıdvan Dilmen: Valla çok zor soru. Kesinlikle cevap veremem.

Budur. Herkes, ben dahil herkes Messi ile Ronaldo'yu konuşuyor (Burda Xavi ve Iniesta'nın hakkını verenleri de unutmayalım onlar hakkında yazan da var tabi). Ama bu iki hayvan takım arasındaki en büyük fark Xavi-Iniesta karşısındaki ....-.... idi. MANU'nun kadrosunda Barça'daki ikiliyi karşılayacak isimler yok. Tek başına Carrick var orada, iyi de oyuncu. Fakat Xavi-Iniesta'nın pas trafiği karşısında o da error verdi.

Maça aslında iyi başlamıştı MANU. MANU'nun Barça'yı devireceğini düşünen biri olarak şaşırmamıştım. Neden böyle düşündüm? Çünkü defans hattı daha iyi, kalecileri daha iyi. Daha derli toplu bir takım. Kurt bir Ferguson gerçeği var. Buna karşılık Barça'nın defansında çok önemli eksikler var, Valdes'in kafa bi' dünya. Guardiola çömez.

Bu saydıklarım doğrultusunda maç da tam düşündüğüm gibi gidiyordu, gole kadar. Gole kadar dediğime bakmayın, öyle 30-40 dakika falan değil. İlk 10 dakika. 10 dakika boyunca top MANU'daydı, Ronaldo kaleye şutlar çekti. 10. dakikada top Barça'ya geçti. Gol oldu. İlk şut denemeleri diyeceğim, daha çok abartmak istiyorum: Topu ayaklarına aldıkları ilk anda.

Gol oldu maçın seyri değişti. O dakikadan sonra top hep Barça'daydı. Ama öyle bildiğimiz hayvani Barça atakları yoktu maçta. Bunu da MANU savunmasının kalitesine bağlıyorum. Kaliteliler ama ikinci gole de engel olamadılar. Messi, o bücür Messi, bana göre Hakan Şükür'ü hatırlatan bir kafa golü attı. Top boyunu aşıyordu ve arkasına doğru düşüyordu. Yine de zıpladı ve topu çok çok güzel bir yere gönderdi. O boyla, o yükseklikten gelen topa o dengeyle nasıl kafa vurursun? Keşke kramponunu değil kafanı gösterseydin bu golden sonra.

Sonuç olarak ne oldu? Yılın en iyi takımı, avrupanın en iyi kupasını kazandı. Oynadıkları tüm şampiyonaları kazandılar, bütün kupaları aldılar. Böyle şeyleri yapan takımlar normalde sevilmez. Ama bu Barça'da şeytan tüyü mü var ne? Sevmeyen görmedim ulan!

Guardiola'da yaş: 38.
Profesyonel takım çalıştırdığı sene sayısı: 1
Kupa: 3 (3 di mi? kaçırmadım arada?)



İnsan Turgay Şeren'i anmadan edemiyor...

27 Mayıs 2009

Akşamki Kavga



Sizi bilmem ama, bu akşam oynanacak maç beni bir başka heyecanlandırıyor. Avrupada son yılların en iyi iki takımı, bu senenin tartışmasız en iyi iki takımı. Ve finalde karşılaşıyorlar. Final öncesi bir çeyrek final, bir yarı finalde ikisi karşılaşıp biri elenebilirdi ama olmadı. Finalin havası kaçmadı. Bir de dünyanın en iyi iki oyuncusundan birinin bir tarafta ötekinin diğer tarafta olması durumu var. Bu maç benim gözümde şu ana kadar hatırladığım finallerden bir Real Madrid - Juventus, Milan - Liverpool, Chelsea - MANU, MANU - Bayern Munih finalleri gibi değil. Farklı lan bu. Sağlam kapışma. En üst noktada, en üst takımlar.

Ya da ben tezimi teslim ettiğim günün akşamı olduğu için bu maçı çok önemsiyorum :) Bilemedim gerçekten. Akşama şölen var!

Kişisel tahmin: MANU 3-2 alır maçı. Maç uzamaz.

26 Mayıs 2009

Forma Arkası #12 - LEGEND TUGAY


Sanırım ligler biterken forma arkaları daha renkli, daha yaratıcı oluyor. Ya da daha hüzünlü.

Tugay futbol kariyerindeki son maçını oynadı haftasonu. Blackburn taraftarı onu çok sevdi, vedasında da ona efsane kelimesini uygun görmüşler. Bizim için efsaneydi, onlar için de olmuş.

İyi ki gittin buralardan, orda efsane oldun. Gelme buraya. Allah aşkına gelme :)

Fotoğraf adını PENNEARABIATA'da sıkça duyduğumuz Kebabman'den. O gün orada olarak çok şanslıydı o, ve çok güzel fotoğraflar çekerek bizi de gördü diyebiliriz :)

Fotoğrafların tamamı için buyruan;
http://www.flickr.com/photos/sefik_akkurt/sets/72157618735799376/

20 Mayıs 2009

Maçı İstediğin Yerden Seyretmek



Gecenin en şanslı seyircisi!

He bu arada Lucescu aldı kupayı. En azından yabancıya gitmedi.

19 Mayıs 2009

Saraçoğlu'nda Galatasaray Esintisi

UEFA kupası finali için Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın VIP girişine bu kupayı daha önceden kaldıran takımların fotoğrafları konulmuş. Bu da o stada yerleştirilen en güzel fotoğraftır heralde. Nasıl derler? Kapak :)

kaynak: http://ilkerugur.wordpress.com/2009/05/18/traces-of-galatasaray-in-fenerbahce-stadium/

Forma Arkası #11 - TITULI 0



İtalya'da İnter şampiyonluğunu ilan etti biliyorsunuz ki. Taraftarı da sokağa çıkıp deli gibi kutladı. Bunu yaparken ezeli rakiplerine laf atmayı ihmal de etmedi.

2 ay kadar önce Mourinho bir basın toplantısında İnter'i eleştiren basına kızıp "Bizi değil diğer italyan takımlarını eleştirin. Onlar ne yaptı ki? Zero Tituli(yani hiç kupa kazanamadılar, kupa olarak sıfırlar bu sene)." demiş. Ve o laf o günden itibaren italyan basını ve taraftarlar için malzeme olmuş. Çünkü kelimenin orjinali "titoli". Mourinho biraz portekiz aksanıyla söylemiş. Hatta zero kelimesini de zeru diye mi söylemiş ne, onu anlayamadım :)

İnter taraftarları da şampiyon oldukları gün ezeli rakipleri Milan'ın formasını alıp arkasına bu gündemi meşgul eden lafı yazdırmayı unutmamışlar. "Tituli 0".

18 Mayıs 2009

Türkiye Kupası Yine Fenerbahçemizin!


Fenerbahçe Spor Kulübü'nün resmi internet sitesi fenerbahce.org bugün bu fotoğrafla açılıyor.

Bu kadar mı alındınız yahu? Tamam ya dalga geçmiyoruz. Çok sağlam tepki koymuşsunuz, alındım yeminlen...

16 Mayıs 2009

17 Mayıs

Son Haftalarda Aynı Saatte Oynanan Maçlar

Herkes biliyor ki bu ülkede şike var. Bu sadece futbolda değil, bu ülkede rüşvet var, adam kayırma var, var da var. O yüzden hiç kimseye hiçbir şekilde güvenmiyoruz. Bu durum futbolda da böyle. O yüzden son haftalarda güya şike olmasın diye maçlar aynı gün aynı saatte başlar.

Hangi maçlar aynı saatte oynanır peki? Şampiyonluğu ve düşme hattını etkileyen maçlar. Buraya kadar bir sorun yok. Sorun şurda: Bu hafta oynanan 9 maç da şampiyonluğu ve düşme hattını etkiliyor. Gerçekten çok ilginç. Bu maçların 8 tanesi yarın aynı saatte başlayacak. Biri bugün oynanacak. Ve o oynanan maç şaka gibi ama, ligi haftalardır lider götüren ve hala şampiyonluğun en büyük adaylarından Sivasspor'un.

Yahu bu fikstürü kim düzenliyor? Kafanız mı güzel birader?

14 Mayıs 2009

Bu Gole Erişim Mahkeme Kararıyla Engellenmiştir



Eurosport Türkiye spikeri Dağhan Irak, Eurogoals programını sunarken Sansüre Sansür ekibini desteklediğini gösterdi. Çok eğlenceli bir işe imza attı. Pozisyona da cuk oturdu hani bu söylem :)

Sansüre Sansür'ün ne olduğunu hala bilmiyor musun? Bak şimdi;

Türkiye'de herkes kafasına göre site kapattırabiliyor. Buna emin olabilirsiniz. Ve hiç kimse tepki vermiyor buna. Tepki var da, sadece internette. O da belirli bir insan çevresi arasında maalesef. Destekleyen sayısı çok iç açıcı değil. Bir de sadece TV izleyen adamın olanlardan haberi olmaması gerçeği var.

Durum böyleyken olanlara bir tepki vermek ve alakasız olanları alakalı yapmak için bir hareket başladı. İsmi Sansüre Sansür oldu. Az iş başarmadı Sansüre Sansür, birçok insanın bilinçlenmesini sağladı bu konuda. Nasıl tepki vermemiz gerektiğini ölçtü, biçti. İnternette yarattığı tepki hareketlerine birçok kişi katıldı. Fakat onlar da biliyordu ki bu iş sadece sanal yoldan yürümeyecekti. Bu hareketi sokağa çıkarmak zorundalardı. Bu yüzden daha önceden baklavasına'da da bahsettiğim YAY! Hareketi'ni başlattılar. Detayların hepsi o yazıda. Verelim linkini de şöyle ayrı olarak;

http://baklavasina.blogspot.com/2009/05/bugun-cogu-blogda-su-okudugunuz-yazya.html

İşte ilk baştaki videoda da görüldüğü gibi, Dağhan Irak bu harekete böyle bir katkı sağlamak istedi. Ortaya güzel bir örnek çıktı. Tam YAY!'malık.

YAY! :)

13 Mayıs 2009

Yaratıcı Kapışmalar #3 - Bu Kupayı Görenler Parmak Kaldırsın




Aslında eski fakat bugüne özel bir kapışma örneği.

Bu Kupayı Görenler Parmak Kaldırsın. Yorum da yapabilirler...

12 Mayıs 2009

Bloglarımızdan Transfer Haberleri


Bir an spor basınımızı hatırladım. Tabi bizimki de onların yöneltmesi :)

İki blogu da çok sevdiğimizi ek olarak söyleyelim. Zaten farkındaysanız oy vermişim onlara. Böyle de düşünceliyim...

11 Mayıs 2009

YAY! Hareketi

Bugün çoğu blogda şu an okuduğunuz yazıya benzer yazılar göreceksiniz. Bugün internette sansüre tepki var. Bir YAY! hareketi var. Bugün ortak bir yazı yazarak tepkimizi dile getiriyoruz. Bu tepki sadece sanal ortamda değil, gerçek hayata da taşınıyor. Öncelikle izlediğimiz çoğu güzel reklamın yönetmeni İlkay Kopan'ın çektiği sansür filmlerini izleyelim. Gerçekten çok başarılılar, izlemeden geçmeyin derim. Zaten ilkini izleyince bağımlılık yapıyor.









SansüreSansür - 01 from adboy on Vimeo.










SansüreSansür - 02 from adboy on Vimeo.










SansüreSansür - 03 from adboy on Vimeo.










SansüreSansür - 04 from adboy on Vimeo.










SansüreSansür - 05 from adboy on Vimeo.


Videolar oldukça etkili olacak diye düşünüyorum. Ama bir yandan da tepkimizi internetten çıkarıp, dışarıda da göstermek için poster ve sticker gibi malzemelerimizden faydalanacağız. Amaç belli: Sansür, her yerde karşınıza çıkabilir. Malzemeler de bu doğrultuda hazırlandı, boşlukları malzemeyi kullandığınız yere göre yazabilirsiniz. Olayımız şu:



Bu posteri istediğimiz yere asıyoruz, boşluğa da uygun olan şeyi yazıyoruz. Fotoğrafını da çekiyoruz ki herkes görsün. Fotoğrafı isminizle birlikte sansuresansur@gmail.com adresine atarsanız hem bu protestoya destek vermiş olursunuz hem de cümle alem ne kadar yaratıcı olduğunuzu görür :) Örnek verelim, mesela bir restorana astınız, boşluğu “Bu restorana erişim engellenmiştir” şeklinde doldurabilirsiniz. Şu ana kadar yapan var mı? Olmaz mı? Hemen gösterelim:






Tamamına şurdan ulaşabilirsiniz.



Bu fikirden hareketle aklınıza yeni bir malzeme fikri gelirse, atış serbest. Neler mi olabilir? Tribünlerde “bu tribüne erişim engellenmiştir” pankartı açmak olabilir, yine mecrasına uygun mesajlarla amerikan servis, tişört, bardak altlığı, föy, stensil gibi daha pek çok şey olabilir, bundan sonrası hepimizin hayal gücüne kalıyor aslında.

Sizden tek istenilen, bu malzemeleri kullandığınızda ya da gerçek hayatta karşınıza çıktığında, hemen bir fotoğrafını çekip, nerede olduğu bilgisiyle birlikte sansuresansur@gmail.com adresine göndermeniz. Hareketin ne kadar yayıldığını görmek ve fotoğraflarla sitede sergilemek istiyoruz.
Videolar, stickerlar, posterler dahil malzemelerin hepsine ulaşmak ve indirmek için şurayı ziyaret edebilirsiniz.

YAY! :)

10 Mayıs 2009

31. Hafta

Şampiyonluk yarışındaki ve düşme hattındaki tüm takımların maçları aynı anda oynandı bu hafta. Büyük resme bakarsak lider yenildi, onun dışında herkes kazandı. Liderlik el değiştirdi. Her hafta olduğu gibi şampiyonluk şansı olan takım sayısı yine yine yine arttı. Tabi matematiksel...

Başlayalım. Lider ne yaptı? İçerde olmayacak bir yenilgi aldı. Sivas'taki son yenilgileri geçen sene şampiyonluğu kesin olarak kaybettikleri Galatasaray maçı. O günden beri kaybetmiyorlarmış düşünün. Kaybettikleri takım ise düşme hattındaki İBB. Kendi kapasitelerine göre çok düşük bir takım olduğu aşikar. Peki bu verileri göz önünde bulundurursak, nasıl oldu bu iş? Cevabı maç sonrası Bülent Uygun'dan geliyor: Oyuncularım şampiyonluk stresini kaldıramadı. Gönülden katıldığım bir açıklama değil ama, maçın özetini izlediğimizde Sivasspor'un resmen topu içeri itemediğini görüyoruz. Top gol olmak istiyor, ama Sivasspor'da artık stresten midir, heyecandan mıdır bilinmez, bir beceriksizlik var, ayaklar mı titriyor yoksa? Gerçekten maçta kaçırdıkları pozisyonlar çok ilginç. İBB'yi de bir kenara atmayalım bunu söylerken. Maça çok iyi başlayıp iki tane attılar erkenden. Birçok pozisyon da kaçırdılar ilk yarı. İkinci yarı ise Sivasspor'un beceriksizliği onların en etkili defans taktiğiydi.

Beşiktaş Ankaraspor'a fark atmış. Golleri izlememiştim ama tam bu yazıyı yazarken tv'de rastladım. Yukarıdan yazıma katkılar var :P Sivasspor yenilirken Beşiktaş Ankaraspor gibi bir takıma puan kaybetmezdi zaten. Liderliği ele geçirdiler, bence kupayı da alacaklar ligi de. Bu sene çok konsantreler, son zamanlarda bir Fenerbahçe derbisini, ki derbidir her şey olur, bir de ikinci yarının en feci takımı Bursaspor'u hatırlıyorum onlardan puan alabilen. Geri kalanında iyidir, kötüdür farketmez, hep kazandı bu takım. Fakat burdan ne çıkıyor, iyi takıma puan kaybedebiliyor Beşiktaş. İyi demeyeceğim ama, Galatasaray da tehlikeli takım bir yerde :)

Trabzonspor'a Ersun Yanal istifası yaradı. İsmini bile hatırlamıyorum yeni teknik çalıştırıcısının bu yazıda bahsetmek için. Ama yine yarışa soktu Trabzonspor'u. Tabi bunda ilk ikideki takımların da payı büyük. Ama onlar puan kaybederken istikrarlı giden tek takım olduğu için yarışa girdi yine Trabzonspor. Bir Galatasaray'lı olarak isteğim Trabzonspor'un şampiyon olması. Sivasspor'u kesinlikle istemiyorum, daha önce de yazmıştım nedenlerini. O olacağına Beşiktaş olsun diyordum. Ama şansı varsa Trabzonspor olsun daha iyi. Ne? Galatasaray mı? Bence boşa konuşmayalım. İkinci olup Şampiyonlar Ligi bileti alabilirse büyük sürpriz olur bizim için.

Evet, geldim Galatasaray'a. Zaten diğer takımları değerlendirirken de hep Galatasaray'a laf değdirmişim. Napıyım anca bu kadar objektif olabiliyorum. Neyse, Galatasaray gayet iyi bir kadroyla çıktı Ankaragücü maçına. Sabri'nin yerine Serkan Kurtuluş kararı ilginçti. Ama doğru olandı. Takımın geri kalanı da gayet iyi isimlerden kuruluydu. Sakatların ve cezalıların dönmesi de çok etkili tabi bu durumda. Kewell yedekti. Bu olabilir, anlarım. Çünkü kadroda Arda var, Lincoln var. Daha savaşçı olan oyuncuları tercih etmek için birini feda etmek gerekebilirdi. Ama Kewell'ın 90. dakikada zaman geçirmek için oyuna sokulmasını anlayamam. Kendi de anlayamamıştır herhalde. Ama iş disiplini çok üst düzey bir oyuncu. Hiç sorun çıkarmadan oyuna girdi, topa bile dokunamadı sanırım. Hiç tepki vermedi ama eğer bu maçtan sonra içinde bir tutam bile "Böyle olacaksa ben giderim." düşüncesi oluştuysa bu tamamıyla Bülent Kaptan'ın hatasıdır. Ne yapmaya çalışıyor, anlamak mümkün değil. Neyse, maçın skorunu vermedik. Galatasaray kazandı desem herkes kaç kaç bittiğini anlar zaten: 1-0. Galatasaray yine attı yattı. Mı? Aslında öyle görünmesine rağmen özellikle ilk yarıda çok net pozisyonları var Galatasaray'ın. Tıpkı geçen hafta yenildiği Hacettepe maçında özellikle ilk yarıdaki net pozisyonları gibi. Şimdi bu iyi mi kötü mü bilemedim. Pozisyon buluyoruz diye sevinelim mi, atamıyoruz diye bunu takımın defansif oynamasına bağlayalım mı? Ankaragücü maçını izlerken hep şunu düşündüm, bu takım artık çok kötü hücum ediyor. Skibbe zamanından Bülent Korkmaz zamanına devreden en kötü şey bu oldu. Pozisyonlar bulduk evet. Atamadık. Atamamamızda ne etkili bilemiyorum ama takım sanki son pas, şut çalışmamış gibi uzun zamandır. Tabi ki öyle değildir, benim abartmam. Ama niye hep 1-0? Hücum oynamaya çalışırken bile 1-0? Biri bize bunu açıklasın!

Şöyle geniş olarak verelim.

Trabzonspor şampiyon olsun, Galatasaray ikinci. Evet evet...

Fotoşok Kewell!

Galatasaray Store yaz sezonu için t-shirtler yapmış. Az önce Galatasaray'ın resmi sitesinde okudum. T-shirtleri futbolcularımıza giydirip fotoğraflar çekmişler. Yalnız şu alttaki fotoda Harry Kewell'ın kafası bir garip.


Bir tek bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama bana bu fotoda photoshop yok dedirtemezsiniz. Işık bir farklı vurmuş, kafa diğerlerine göre farklı bir renkte. Bir de sol kolu kareye girmiş Kewell'ın. Kıllı mı o ne? Bu adamın kolunda kıl var mıydı? :)

Bu arada t-shirleri beğendim. Kırmızıları da yapılsa daha iyi olurmuş ama.

EDIT: Haberden kaldırılmış bu foto. Beni mi takip ediyorlar ne? :P

Bağyan Taraftar #16 - Şekil Taraftar


Şaka maka hep Türklerden gitmeye başladı Bağyan Taraftar konsepti. Bu ablamız da Fenerbahçe tribününden. Denizlispor maçında belgelendi kendisi :) Benim Fenerbahçe şampiyon olduğunda caddede onlarla beraber tur atan Galatasaraylı arkadaşım var. Nedenini anlatmama gerek var mı?

Mucoid'e teşekkürler. Sarı Kırmızı Şeyler'de hissettim bir an kendimi :)

09 Mayıs 2009

Cemal Süreyya’nın Kaleminden Metin Oktay

Hiç bilmiyordum bunu. GAYIN-SİN'de gördüm az önce. İki çok sevdiğim insan, bir araya gelmiş. Daha ne olmalı ki bunu paylaşmam için?


-------------------------------------------------------------------


Ensesiyle bile top alır. Baldırıyla, oyluğuyla, hatta bademciğiyle.


Avcı Raif ve Arslan Başer Kafaoğlu ile de konuştuk. Raif Ertem’e göre ülkemizde gelmiş geçmiş en büyük futbolcu Ergun (talihsiz). Kafaoğlu ise Çengel Hüseyin (ekonomik) üzerinde duruyor? Elbet, bunlar marjinal değerlendirmeler. Ayrıca futboldan çok futbolseverlerin kaprislerini ortaya koymakta.


Yine de şöyle düşündüm: Metin Oktay marjinal planda nerede duruyor? Öyle bir uçta ona nasıl bakabiliriz? Hemen bir sözcük geliyor aklıma: Adsızlık! Metin Oktay adsızlığın büyük şiirini yaratarak en büyük ad oldu. Hiçbir büyük futbolcu bu kadar ekip adamı olamaz. Yaratıcı, büyük, kulübünün tarihinde çıkardığı çıkardığı bir beden zekâsını her an ayağının önünde bulan adam. Reha’nın kopuşlarını. Bülent’in uzak şut güvencesini. Gündüz’ün yönetsel serinkanlılığını da bulabilirsiniz onda. Ama, daha önemlisi, bir İsfendiyar’ın, bir Coşkun’un ikincil katkılarını da dışlamadı. Böylece Galatasaray futbolcusunun portresi ortaya çıkıyor: Ekip oyunu, ikincilin zaferi…


Metin Oktay en büyük oyuncu olarak ikincildir de.


Sanırım başarısının anahtarı burda. Galatasaray gerçekliğinin başlaması onun dönemine rastlıyor.


Gladyatör.


Lefter ise, yalnızlığın büyük serüveninden dönen Ulysseus. Evde kimseyi bulamadı. Attığı golleri bir de İstanbul surlarının burçları arasından geçirirdi.


Metin Oktay jimnastikçi. Lefter sanatçı.


Metin’de destan, Lefter’de roman.


Can’da? Can ki altın arayıcısıdır da. Onda Amerika duygusu, çılgın raket, kibir, en yüksek beğeniye ulaşmış, entelektüel dans… İstediği zaman oynar; oynamıyorsa tenezzül etmediği için oynamıyordur.


Cemil ise Fenerbahçe’de bir Metin tasarımıdır. Cemil de büyük bir futbolcu. Ama tasarım tutmadı. Cemil’i hazırlayan öğeler de. Bir Ziya, bir Alpaslan yeni maya olarak var oldular. Cemil’de de, Ziya’da da, Alpaslan’da da Fener’in geleneksel kişiselliği hiçbir zaman yitmedi. Mehmet Ali’den, Küçük Fikret’ten, Selahattin’den Lefter’e, ondan Can’a geçen büyük bir virtüözlük var ki, şu anda bize şu cümleyi söyletecek: Brezilya dünyanın Fenerbahçesi’dir… Ancak bununla anlatabilirim. Fenerbahçe’de her zaman kişisellik önde oldu. Galatasaray ise ekip çalışması gerçeğiyle futbolu adamakıllı centilmen bir boks maçı olarak benimsedi: boks dansı… Seyirci buna yalnızca dans bölümüyle katılır.


Galatasaray’da futbol gerçeği. Fenerbahçe’de ise Türkiye gerçeği ağır basar.


Beşiktaş ise özlemler ve öncelemeler takımıdır. Şükrü’yü (enişte) düşünüyorum. Lefter kadar zariftir. Öyle ki filin en zarif yaratıklardan biri olduğunu kanıtladı. Ondaki hız kimsede görülmedi. Kornerlerden attığı dolaysız gollerde özür dileme, şaka, biraz da Baba Hakkı’dan kalma bir son an küfrü vardır. Bilinenin tersine, hemen her zaman en temiz futbolu Beşiktaş oynamıştır. Beşiktaş’ta yıldız futbolcuyla ikinci adam birbirine karışmıştır. Beşiktaşlı sporcu başka takıma geçse de Beşiktaşlılığını yitirmez.


Metin Oktay’ın bir özelliği de hiç şımarmamış olması. O rolü yanında oynayan başka futbolculara bıraktı.


Kadri Galatasaray’daki bir Fenerli olarak yaşadı.


Yeni bir Lefter görünümünde işe giren İlyas, Galatasaray’da büyüyemedi, yararlı öğe olarak kaldı.


Metin’de bütün bu büyük futbolcuların yanında kendisini daha büyük gösteren bir şey var. Nedir bu acaba? Teknik mi, beden gücü mü, sezgi mi? Bütün bunlar birleşmiş onda. Ama aynı özellikleri başka futbolcularda kolayca seçiyoruz. Sanırım asıl niteliği topla buluşması. İcatçıdır bu konuda. Sevecendir. Şemsiyesini ne mi yaptı? Fenerbahçe’ye attığı çok ünlü bir gol vardır. “Uçan Manda” olarak anılan Özcan’ın beklediği kalenin ağlarını yırttı. Ayıp olmasın diye ve rakip takıma bir cemile olarak şemsiyesiyle örttü orayı. Şemsiye’nin bugün hâlâ orda olduğu söylenir.


-------------------------------------------------------------------


http://gayin-sin.net/2009/05/07/cemal-sureyyanin-kaleminden-metin-oktay/




1990'dan Bugüne Galatasaray Formaları

Bugün bir bloga denk geldim. 1990-91 sezonundan beri Galatasaray forması alan bu blog sahibi, formaların fotoğraflarını bir yerde toplamak için bu blogu açmış. İyi de olmuş. Çok ilginç formalarımız varmış eskiden. Bir göz atın derim.

Mesela bu nedir yahu?

Bakmadan geçmeyin: http://galatasarayformalari.blogspot.com

07 Mayıs 2009

Futbolu Neden Seviyoruz?



Önüne gelene 3 ila 6 gol atan bir takımdan iki maçta neredeyse gol yemeyen bir takım çıktığı için mi?

Durdurulamaz denilen Eto'o'nun, Henry'nin, Xavi'nin, Iniesta'nın ve özellikle Messi'nin gayet de durdurulabiliyomuş olduğunu gördüğümüz için mi?

10 kişi kalan takımın pekala da maçı domine eden taraf olabileceğinin kanıtlandığı için mi?

Tam her şey bitmiş derken, maçın bitmesine artık saniyeler kalmışken ibrelerin bir anda diğer takım lehine dönmesi yüzünden mi?

O karizmatik duruşunu yerle bir etmek pahasına takımının attığı gole futbolcularından daha futbolcu, en gaz çocuktan daha çocuk gibi sevinen bir teknik direktör yüzünden mi?

Nefret ettiğiniz bir takımın son dakika golüyle, üstelik çok sevdiğiniz bir takım tarafından elenmesi yüzünden mi?

Çok sevdiğiniz bir teknik direktörün çok sevdiğiniz başka bir teknik direktörü elemesine üzüldüğünüz için mi?

İki tarafın da taraftarı olmadığınız halde gelen son dakika golüne ayağa kalkıp sevindiğiniz için mi? (bunu son zamanlarda çok yapmaya başladım, aldatıcı oluyor)

Şampiyonlar Ligi finalinde şu anda tartışmasız avrupanın en iyi iki takımını izleyeceğimizi bildiğimiz için mi?

Hayır.

Futbolu sevme nedenimiz, UEFA kupası finali için İstanbul'a gelecek Ukraynalı taraftarlardır. Tüm futbolseverleri o gece boyunca maçın heyecanını kendileriyle yaşamaya davet ediyorum. Bir de kupayı kazanırlarsa bizden iyisi yok! :)

06 Mayıs 2009

Sansürün Faydaları-1: Bahar Temizliği

Siz şu an boş sayfalara bakıyor olabilirsiniz. Anlayamamış, "hani lan video!?" diye başlayıp bana küfür etmiş de olabilirsiniz. Ama dur arkadaşım, gerçekten benim bir suçum yok. Anlatayım.

Yüce mahkememiz bu akşam benim bir süredir bu bloga video yüklemek için kullandığım Dailymotion'ı kapamış. Onlar kapattıysa doğru bir gerekçesi vardır. Bana niye kızıyorsun? Kızma.

En azından blog daha beyaz oldu bak. Tertemiz. Seviyorum hepsini...

05 Mayıs 2009

Teknik Direktör Anketi

baklavasına'nın ilk anketine hoş geldiniz sayın futbol severler,

İlk anketimde hazır ligin bitmesine 1 ay kalmışken, geleceği hiç belli olmayan teknik direktörleri sormak istedim. Sivasspor'u koymadım, çünkü Bülent Uygun'un tartışılacak bir tarafı yok. Başka bir seçenek olmayacaktı. Sivasspor'u takip eden 4 takım için pekala yapılırdı ama bu anket. Ben de yaptım. Anket ligin bittiği 31 Mayıs 2009 tarihinden 5 gün sonra bitiyor. Biraz süre verdim kulüplerimize :)

Anketler hemen sağ tarafta efenim. Buyrun, cevaplayın. Daha sonra buradan değerlendirelim.

Arsenal'e Açık Mektup

Sevgili Arsenal,

İnsan Şampiyonlar Ligi yarı finalini izlediğinde bir mücadele bekliyor. Eğer bunu beceremiyorsan git annenin liginde takıl. Yeme zamanımı.

Bir dost.

Futbolu Bıraktıracak Goller #13 - Uzaklaştırılan Topun Gol Olması

video

Bizim savunma oyuncuları vurdu mu top dağa taşa gider. Bu Almanlar futbolu biliyor vesselam.

03 Mayıs 2009

30. Hafta

Her hafta söylüyorum ama yine söyleyeceğim, ne hafta oldu be!

Galatasaray ligden düşmesi kesinleşen Hacettepe'ye mağlup oldu. Hani derler ya, hedefsiz takım. Bazı yazarlar bu takımlara tehlikeli der bazıları çantada keklik. Hacettepe ikisinden hangisiydi bilmiyorum ama savaşçıydı ona eminim. Hedefi olan Galatasaray'dan daha savaşçı. Kimse Galatasaray'ı beğenmedi. Ben de dahil. Ama Galatasaray'ın 5 tane net pozisyonu kaçırdığını da unutmayalım. İki üç tanesi made by Lincoln. Bari bulunca atın be kardeşler. Ayıptır.

Trabzonspor bir garip. Yine şampiyonluk potasına girdi. Bir giriyor bir çıkıyor. Bir laf vardır bu anlamda kullanılan, ondan oldu işte. Ersun Yanal'ı paket yapıp gönderdikleri hafta ligin en az gol yiyen takımı(en son öyleydi) Kayserispor'a 4 attılar. "Doğru karar vermişiz." nidaları yükseliyordur herhalde yerel basında. Bu kararda ne kadar katkıları olduğunu unutturmazlar.

Lideri devirdiler. Devrildiği takım ligin iyi takımlarından, zor deplasmanlarından. Ama Tabata'sız bir Gaziantepspor. Sivasspor öne geçti, öne geçtiği kaç maçı kaybetmiş bu sene. Ben bir tek Kadıköy'deki Fenerbahçe maçını hatırlayabildim. Öne geçen Sivasspor skoru korur normalde. Stres midir nedir beceremediler. Sonra Bülent Uygun çıktı "Ben bu kayıpları tahmin ediyordum. dedi. "Şampiyon biziz, birinci kim bilmiyorum." dedi. Evet evet böyle dedi. Şaka değil.

Bu seneyi baz alırsak, çok çok iyi bir Beşiktaş, çok çok kötü bir Fenerbahçe'yi ağırladı İnönü'de. Sivasspor yenilmiş, gaza gelmiş bir taraftarı arkasına almış bir takımın tonla eksiği bulunan bir takımı rahat geçmesi beklenir. Benim beklentim Fenerbahçe'nin Ali Sami Yen'deki gibi 10 kişi kapanıp, taçtı, kaleci vuruşuydu zaman geçirmenin kralını yapıp maçı berabere bitirmeye çalışacağıydı. Nitekim öyle olmadı. Çok güzel oynadı Fenerbahçe. Hatta Rıdvan'ın da dediği gibi, Barcelona B takımı gibiydi(A takımı demek biraz abes olur evet). Üstelik Gökhan Gönül stoper çıkmış, yanında Yasin, sağ bekte Ali Bilgin. Alex yok! Golü atan Guiza! YUH!

Ben Bursaspor, Galatasaray ya da Fenerbahçe'den birini geçecek mi demiştim? Ne salakmışım. İkisini geçecek. Hakediyor da.

Forma Arkası #10 - Riise KOP THAT

2008 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde yine bir Liverpool - Chelsea eşleşmesi yaşanmıştı. İlk maç Liverpool'un 1-0 üstünlüğü ile giderken Riise 95. dakikada topu kendi ağlarına gönderiyor. Parası bol bir Chelsea taraftarı da bunu formasına yazdırıyor. Yazdırmaz mı? Kaçırır mı bu fırsatı? :)

Riise 95 KOP THAT. o KOP gerçekte nasıl bir fiil olarak kullanılmış bilemedim. Ama türkçe olarak düşünüldüyse süper bir yazı olmuş: "Riise buna kop sen" :P

http://www.flickr.com/photos/46357488@N00/3300565514

01 Mayıs 2009

Başımız Sağolsun



 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.