20 Aralık 2009

Koro Halinde #5 - Borussia Dortmund'un 100. Yılı




Bu sene Borussia Dortmund'un 100. yılı. Kutlamaların bir parçası olan Freiburg maçındaki koreografiyi görünce bir OHA çekilse de, bu kadar büyük stadları olduğu için görselin de o oranda büyük olduğunu kabul etmek gerekir. Ver bize öyle büyük stad kralını yapalım! Ama görüntü şahane tabi çıkıntılık yapmayayım :) 15.000 Euro para harcandığını da belirteyim. Taraftarlar toplamış sanırım bu parayı. Kulüp yardımı değil.

Helalossun!

objektifanatik'te gördüm.

Golden Sonrası #10 - Spontane Gol Sevinci



Harry Kewell: "Elano'yla yaptığımız gol sevincini önceden çalışmamıştık. O anda oluşan bir şeydi"

Adamın içinde mi varmış nedir? Nebçim dans bu! :)

16 Aralık 2009

Türkiye'nin En Büyük Galatasaray Albümü Start Verdi


Daha önce de bahsetmiştim, böyle bir olaya girdi bir tanıdık. Fotoğraf istemiştim sizden. Atan arkadaşlar oldu da, hepsine çok teşekkür ederiz.

Albüme Buradan Ulaşabilirsiniz

Çok fazla fotoğraf yüklü değil. Çünkü Fan Sayfasına sizlerin yüklemesini istiyoruz. Öyle karar aldık arkadaşla. Haydi bakalım.

Sağlam bir albüm oluşturalım! :)

ÖRNEK OLSUN, BÖYLE BİR ŞEY İŞTE

13 Aralık 2009

Futbolu Bıraktıracak Goller #19 - 3 Sayılık Gol



Dün oynanan Wigan - Stoke City maçında Wigan'dan Figueroa kendi yarı sahasından gol attı. İzlerken bilgisayar oyunundan bir görüntüymüş gibi geliyor bana. Ama gerçekten olabiliyor böyle şeyler.

Ne demişti Tanju Çolak: "Denemeden olmaz." Hakkaten öyle galiba.

12 Aralık 2009

Golden Sonrası #9 - Taraftarı Olmayan Takım

Bir süredir Golden Sonrası'na çalışmıyordu baklavasına. Tam zamanı şu an tam zamanı :)



Bilmemkimle - bilmemkim maçı. Üstte yazıyor ama üşendim şimdi yazmaya. Deplasman takımı 3-0 yenik. Ne yapmışlarsa artık taraftarları yok stadda. Ya da belki hiç taraftarı olmayan bir takım bilemiyoruz. Şans bu ya, gol atıyorlar (Hakkaten şansa girmiyor mu ama??).

Gole sevinen taraftar olmak ise futbolcuya kalıyor. Bizde olsa "YUUUUUUHHHHHHHH!!!! ORAYA GELİRİZ ....."

Kaynak: Liberta per gli ultrAs

http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/taraftari-olmayan-takimin-gol-sevinci-boyle-olur/25234.aspx

10 Aralık 2009

Kalecinin Çişi Gelirse Ne Olur?



Dünkü Şampiyonlar Ligi maçları iyi malzeme çıkardı benim için. İşte bir diğer ilginç olay. Stutgart kalecisi Lehmann sıkışıyor. Takımı hücumdayken kale arkasına geçip işini hallediyor. Bi kontra yese Stutgart, yelken fora!

Ama şöyle düşünelim. Adam belki prostat. Olamaz mı? Kaç yaşına gelmiş. Nıc nıc...

Futbolu Bıraktıracak Goller #18 - Sinan "Gol"at



Dün gece Standart Liege kalecisi Sinan Bolat son dakikada gol atıp takımını Avrupa Ligi'ne taşıdı. Evet kaleci. Evet Türk lan. Şampiyonlar Ligi'nde oldu bu.

Hikayesi bol adam bu Sinan. Torunlar yaşadı.

*Başlıktaki "Gol"at, DESPORTIVO'dan çalıntıdır. Çaldım evet, ne var? :)


http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/gecenin-kahramani-sinan-bolat/24827.aspx

07 Aralık 2009

En Büyük Galatasaray Fotoğraf Albümü


Bir arkadaşım, en büyük Galatasaray fotoğraf albümünü yapmayı kafaya koydu :)

Bunu da Galatasaray taraftarlarının desteğiyle yapacak. Birkaç gün içinde linkini de paylaşacağım ve tüm Gaassaraylı arkadaşlarımızı davet edeceğim bu albüme.

Bu yüzden;

Elinizde Galatasaray'lı futbolcuların, Ali Sami Yen stadının, kulüp logosunun, wallpaperların vb. görselleri varsa rarlayıp bana atma şansınız var mı? Albüm ilk çıkışta büyük bir arşive ulaşmış olsun :)

şuraya: ginobilo@gmail.com

Hiç olmadı, böyle toplu halde nereden indirebilirim onu da söyleyebilirsiniz :)

KAZANMAK ZAMANI, ŞİMDİ! (Galatasaray.org çakması blog)

06 Aralık 2009

Beatles'dan Sonra Gelmiş Geçmiş En iyi İngiliz Grubu!

Dünya Kupası kuraları hakkında yazamadığımı farkettim. Çoğu şey hakkında yazmıyorum tamam ama bu da yazılmaz mı yani? Hem de bu seferkinde şöyle bir şey gerçekleşmiş olduğu halde:



Neyse dağılmayalım :) Gruplar şöyle oluştu:

Bana göre en baba grup Kuzey Kore dışında G grubu olmuş. Brezilya, Portekiz ve Fildişi Sahili feci kapışacak. Bir de Kuzey Kore iyi çıkarsa, vay bu maçları izleyenlerin haline!

He başlık mı? The Sun gazetesi demiş. İngilizlerin çektiği kuraya atıfta bulunarak.


Ne diyelim, İngilizlerin Fotomaç'ı The Sun: Photomatch. Öeh!

Kolej Takımı Havası

İşte 2009'un en iyi takımı. Platini'yle görüştüm onayı verdi.

Kalede Julio Cesar

Geri dörtlüde Maicon, Pique, Rio Ferdinand, Evra

Orta sahanın sağında C.Ronaldo, yanında Gerard ve Xavi-Inıesta ikilisi

Forvette ise Messi, hemen önünde de Edin Dzeko

Teknik direktör: Josep Guardiola

Ben de yapacağım diyorsan hodri meydan. Fakat benim takım senin takımı döver şimdiden söyleyeyim.

http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/kolej-takimi-havasi/24192.aspx

05 Aralık 2009

Yes Ofsayt

Ülkemde futbolla ilgili filmler çekilmesini isteyen bir bünyeye sahibim. İtalyanın, ingilizin örneklerini görüyoruz. Dibimiz düşüyor. Onlardan az mı seviyoruz futbolu? Daha çok bile seviyoruz. Peki biz niye çekemiyoruz? Çünkü sorun futbol sevgisi tarafında değil, sinema tarafında. Yılda kaç film çekiyoruz ki bunlardan birkaçı (hatta biri diyelim hadi) futbolla ilgili olsun? Gözümüzde efsane olsun, bloglarımızda hep bahsedelim, arşivin en baş köşesine koyalım? Sorarım?

No Ofsayt isminde bir film çekildiğini duyduğumda nasıl sevindiğimi anlatamam. İsmi böyleyse konu futboldur. Sinemalarımızda konusunun FUTBOL olduğu bir film oynayacak! Ne güzel olay. Gitmez miyim? Tribün yapar gideriz hem de.

Sonra filmin afişini gördüm:


ALİ TARAN SUNAR

Eğlencelik Bir ALİ TARANTULA Filmi

Ali Taran. Banane Ali Taran'dan? Sen yaptığın işin hedef kitlesinin kim olduğunu gözün kapalı görürsün kesin. Buram buram milliyetçilik kokan reklamları yazan ben değilim. Arkadaşım, sen bu filmle kimi hedefliyorsun? Neden bir futbol konulu filmi Maskeli Beşler, Türkler Çıldırmış Olmalı, Kolpaçino, Kadri'nin Götürdüğü Yere Git, bla bla kategorisine sokuyorsun? Bu filmlerin ortak özelliği (BANA GÖRE DİYELİM KİMSEYİ ÜZMEYELİM) çerez olması. Sinemaya gidip izleyenler genellikle "ya işte başka film bulamadık eğleniriz diye girdik", "Napalım napalım dedik bir şey bulamadık girdik biz de", "Abi arkadaşlar ısrar etti ya ondan izledim" bla bla diyen tipler. Ve (YİNE BANA GÖRE) genelde bir yerden cd'sini bulup (bak indirip bile demiyorum) evinde izleyenler.

Bir futbol filmini kim izler peki? Kim ister peki?

http://www.futbloglar.com
http://www.blogidmanyurdu.com
http://www.ofansif.com
http://www.antu.com
http://www.forzabesiktas.com
http://www.ultraslan.com
http://www.eskisehirspor.com
http://www.teksas.org
http://bordomavi.net
http://www.yali.org
http://www.adanademirspor.com

Bu sitelerde yazılar yazan, bu siteleri okuyan adamlar, kadınlar, gençler. Bu ülkede yapılan bir futbol filminin ilk amacı bu insanlar olmalı(TAKIMI LİSTEDE OLMAYAN ALINMASIN, TÜRKİYE'DE FUTBOL DENİNCE İLK AKLA GELEN TARAFTAR GRUPLARINI ŞEETTİM).

Bu film sinemada izlenmez, izlenecekse "Arkadaş zoruyla", "Sinemada gidecek başka bir şey olmadığı için", "O an yapacak başka bir şey olmadığı için" olur. Aksi takdirde bir yerden cd'si bulunur, izlenir bu. O kadar.

Belki de müthiş bir film yani. Yazık. Bla Bla...

http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/yes-ofsayt/23834.aspx

02 Aralık 2009

Tribünün Sesi #4 - Cant Del Barça!



Efenim haftanın anlam ve önemine binayen, uzun süredir de tribünlerden ses paylaşmamış olmanın utancıyla, Barcelona'nın maç önceleri böle hep bir ağızdan söylediği "Cant Del Barça" marşını birlikte dinleyelim istiyorum. Aslında bu gayet Koro Halinde konseptine de girerdi bu görüntülerle. Görsel açıdan şahaneler. Gerçi o stadda ne yaparsan yap görsellik şahane olur gibi geliyor bazen.

1974 yılında, kulübün 75. yılı için bestelenmiş Cant Del Barça. Ve her maç öncesi söylüyorlar. Çok sevmişler demek ki, zira bizde futbol neredeyse tek sevilen spor dalı olmasına rağmen, hangi kulüplerimiz bırakın 75. yılı, 100. yıl marşlarına bu kadar sahip çıkıyor? Sorarım efenim? Alamam cevabı evet.

Sözlerini de yazalım tam olmasın, sonra bir de ingilizcesini yazacağım o zaman tam olacak:

tot el camp,
es un clam,
som la gent blaugrana,
tan se val d'on venim,
si del sud o del nord,
ara estem d'acord,estem d'acord;
una bandera ens agermana,
blaugrana al vent,
un crit valent,
tenim un nom,el sap tothom,
barca!!barcaa!!barcaaa

jugadors,
seguidors,
tots units fem força,
son molts anys plens d'afanys,
son molts gols que hem cridat,
i s'ha demostrat, s'ha demostrat,
que mai ningú ens podrà torcer,
blaugrana al vent,
un crit valent,
tenim un nom, el sap tothom,
barça!! barça!! baaaarça!!!!


Ne diyor bu derseniz, böyle alalım. İngilizce bilelim bildirelim:

the whole stadium
loudly cheers
we're the blue and claret supporters
it matters not where we hail from
whether it's the south or the north
now we all agree, we all agree,
one flag unites us in brotherhood.
blue and claret blowing in the wind
one valiant cry
we've got a name that everyone knows:
barça, barça, baaarça!

players, supporters
united we are strong.
we've achieved much over the years,
we've shouted many goals
and we have shown, we have shown,
that no one can ever break us.
blue and claret blowing in the wind
one valiant cry
we've got a name that everyone knows:
barça, barça, baaarça!



Saygıyla tapıyoruz size mes que un club.

Ayrıca aynı marşın bir de şu versiyonu mevcut. Dikkatli bakarsanız bu topraklardan, her yerinden öpülesi birini bile görebilirsiniz.

Zlatan


Uzun zamandır bu kadar güzel gole sevinen bir futbolcu fotosu görmemiştim.

Paylaşıldıkça güzel tabi.

28 Kasım 2009

Spiker Tandansı #1 - Her Yerinden Öpüyorum Rüştü!

Bir süredir onlara çok yer vermesem de bu blogu okuyan adam bilir ki konsepte oldukça önem verir baklavasına. Futbol adına bu konseptleri oluşturmak hiç de zor olmuyor. Klişe laf, ülkemiz çok renkli. Hakkaten de öyle. Konseptin kendisi baklavasına'nın ayağına geliyor. Ona da 90'a çakmak kalıyor. Genelde dışarı vuruyor evet, antremanlarda iyi çalışmadığı için. Ama senede böyle 3-5 golü var. Ulan ne diyorum, yazıya geçeyim! :)

Bu hafta hiç anlamadığım bir şey oldu. Beşiktaş, Old Trafford'da MANU'yu yendi! Nası oldu bu biri anlatsın. Maçı başından izleyemedim de. Yoldaydım, radyoda maçı dinlerken Tello'nun golü beni Kabataş-Üsküdar motorundaki uykulu halimden etti. Eve geldiğimde maçın ikinci yarısı başlamıştı. Tek aklımda kalan şey şu oldu:



Ertem Şener, şov adamısın. Dombilisin. Sana bir konsept borçlu oldum :)

Metallica Da Galatasaray Dedi :)

Metallica'nın deli basçısı Robert Trujillo tercihini yaptı ve "Bu ülkede bir takımı tutacaksam o Galatasaray olur. Tüm grup olarak böyle düşünüyoruz aslında. O yüzden Türkiye'deki konserimizi Ali Sami Yen'de verme kararı aldık." dedi.

Sarı kırmızılı formayla objektiflerimize poz vermeyi ihmal etmeyen Trujillo, takımın şu andaki durumunu da değerlendirirken: "Bence Arda ile Elano birlikte oynayamaz." dedi.

Metallica'nın Fenerbahçe dediğini söyleyenlere duyurulur :)

Kaynak: http://www.sezyum.com/rabirt-turilyodan-jamese-gelen-cevap/

http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/metallica-da-galatasaray-dedi/22601.aspx

24 Kasım 2009

Fifa'dan Fransa - İrlanda Maçına Tekrar Kararı!

AMA BU SAHADA

"Fifa have granted their permission for a replay of the last half of the extra time section of Wednesday nights game to take place in Stade du France.Ireland will be playing right to left"

08 Kasım 2009

Keita Dönünce Ne Olacak?


Galatasaray Diyarbakır'dan üç puanla döndü. Ve bunu yine istikrarlı kadroyla yaptı.

En son yazımda Sivasspor ve D.Bükreş maçlarındaki performanslarını düşünerek Sarp - Topal - Özbek dedim. Ve yine dedim ki bu üçlünün oynamaya devam etmesi lazım. Bu maçta Sarp cezalı olmasa bozulmayacaktılar yine. Mecburi bir Ayhan değişikliği bile benim gözümde büyük değişiklikler yarattı. O kadar önemli hale geldi bu üçlü diyorum bak.

Peki sene başından beri en iyi oyuncularımızdan olan ve lige büyük renk ve hareket getiren Keita'nın cezası bitince ne olacak? Şu aralar en çok merak ettiğim şeylerden biri bu. Rijkaard Sarp ve Topal'dan vazgeçecek gibi gözükmüyor. Keita gelince Özbek'e kulübe yolları mıdır acaba? Düşüncem, bu bahsettiğim direncin sağlanmasında o üçlünün en büyük parçası Özbek oldu. Hakikaten orta sahaya büyük enerji getirdi. O asrın hatası stoper ikilimize de böyle ön liberolar gerektiği için son maçlardaki çıkış normal karşılanabilir. Ve bu istikrar bozulmamalı.

ÖNERİ: Ali Sami Yen'deki maçlarda Keita çıksın. Deplasmanlarda Barış. Maçın skoruna göre de değişikliklere açığız. Rijkaard'ın tercümanı şunu görse de kendisine anlatsa. Biliyorum yanlış anlatacak ama denemek lazım.

Bir de Linderoth gerçeği geliyor ki yavaş yavaş, umarım bu sefer kısa sürmez ve bu ihtimallere onun da ismini ekleyebiliriz. İlk sıradan eklerim hem de.

O YE MAN

O YE MAN, Gel Gidersin'in Facebook hesabından.

Bu yazıya Ofansif.com'da yapılan yorumlar için:
http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/keita-donunce-ne-olacak/18704.aspx

05 Kasım 2009

Sarp Topal Özbek

İki maçtır gol yemememizi ve oyuna hükmetmemizi sağlayan duvar.

Keita, Elano, Kewell ve Arda'dan en az birinin yedek kalacağı bu sisteme VARIM DİYOR!

01 Kasım 2009

Düüt Ercan

Ercan Saatçi'nin karşısına Metin Özülkü'yü almış, Galatasaray'a küfürlerini görüyoruz kaç gündür her yerde. Videoyu da verelim hadi.



+18'DİR BİLİNE

Konuya şurdan başlayalım. Bana göre Ercan Saatçi şimdi o küfürleri edip burayı kirletmek bile istemeyeceğim biridir. Düüütdür düüüüütün düüüüütüdür. Bu düüüütler öyle uzar ki, o kadar sevmem bu adamı.

Fakat bu video ile ilgili şunu söyleyeceğim, hiçbir şey yok büyütecek. Kızan Galatasaraylı arkadaşlarıma sesleniyorum, iki taraftar olarak bir araya geldiğinizde böyle muhabbetlere girmiyor musunuz sanki? Ben giriyorum. Vay ben o Fenerbahçe'nin düüüt diyorum, düüütün düütü Fenerbahçe diyorum, o Fenerbahçe'nin düüüüt taraftarı diyorum. Karşımdaki de hemen evet abi eheh ne düüüüt'ler diyor. Bunu biz yapıyorsak onlar da yapıyor. Onlar yapıyorsa öbür takım taraftarı da yapıyor. Burda Ercan Saatçi, karşısındaki Metin Özülkü ile iki Fenerbahçe taraftarı olarak muhabbet etmiş, küfrü de basmış arada. Ben buna kızmam. Tabi bu videonun yayımlanacağını bilmiyorlarsa. Buna istinaden kızmam diyorum. Buna kızmak saçma. O adam bir gazeteci(?!'^%&) olsa bile kızmam. Çünkü orda Ercan olarak konuşuyor, Ercan Saatçi olarak değil.

Şuna kızarım ama: Gidip kendi köşesinde Galatasaray'ın yaptığı koreografiyi PKK'nın renkleriyle bağdaştırmasına. Çünkü bunu yaptığı zaman bir gazeteci(/@_é$?) sıfatında yapmış oluyor. Yaptı da. İşte o an kendisini defterden sildiğimiz anlardan biriydi.

Şimdi bildiğimiz şey, bu adamın Hürriyet gazetesinin spor müdürlüğüne getirildiği. Yazarlığını da görmüştük zamanında. Düüüt. Hürriyet bizi hiç şaşırtmıyor.

Şunu da söylemeden edemeyeceğim, Hürriyet gazetesinin spor servisinin başında Ercan Saatçi, Sabah gazetesinin spor servisinin başında Bülent Timurlenk oldu şu an. İki gazeteyi de pek okuyan biri değilimdir ama, aradaki vizyon farkını siz de benim gibi farkedenlerdenseniz içimde birine karşı büyük sempati oluştu. Bu konu da başka bir yazıda incelensin hadi.


Ercan seni çok düüüüüt!

25 Ekim 2009

Her Sene Olan Şey Bu (Mu?)

Galatasaray, son 10 sene olduğu gibi Fenerbahçe deplasmanından kazanamadan döndü. 10 senedir olan şey bu. Ama 10 senedir olan şey sadece bu değil. Diğer şeyler beni bu yenilgilerden çok çok daha üzüyor.

Galatasaray 10 senedir Saraçoğlu'na amatör takımla gidiyor. Bana koyan yenilgi değil, bu. Futboldan ne kadar anlıyorum, kim benden az biliyor, çok biliyor onu bilmem. Bugün gördüğüm olay şu: Galatasaray resmen bir amatör lig takımının kalecisine kalesini emanet etmiş, önüne Papua Yeni Gine liginin orta sıra takımlarından birinden aldığı iki stoperi yerleştirmiş.

Ağır konuşucam. Mondragon, Orkun, Aykut, De Sanctis, Leo Franco. Ne farkeder ki kim olduğu? Kaç para aldığı, kaç paraya alındığı, tecrübesi, yeteneği önemli mi? Kadıköy'de o kaleye geçince bizim mahallenin bakkalından farkları kalmıyor. Peki neden böyle oluyor? Bu adamlar neden kapasitelerinin çok çok altına iniyor bu stadda? Birinde olsa, ikisinde olsa suçu onlara atardım. Ama hepsinde oluyorsa suçu onlara değil, kaleci çalıştırıcılarına, akıl hocalarına, en çok da yöneticilere atarım. Atıyorum da!

Öncelikle, kabul edin ey Galatasaray yöneticileri! Bu camiada böyle bir sorun olduğunu kabul edin. Galatasaray'ın Saraçoğlu'na çıktığında aciz, basiretsiz, amatör futbolculardan kurulu bir mahalle takımı haline dönüştüğünü kabul edin. Çünkü kabul etmek bu durumu sonlandıracak harekettir. Feldkamp, Skibbe, Rijkaard hiç farketmez. Aslında farketmesi lazım. Ama farketmiyor. Bu saatten sonra kimi getirirsen farketmez. Onların bu olayla alakası yok. Çin'de ilim bulup alıp gelse bile çözemezler bu işi. Farkında değiller lan çünkü. Onlar sanıyor ki Galatasaray sahaya Lincoln'le, İliç'le, Baros'la, Keita'yla çıkıyor. Aslında onların hepsi Hüseyin, Kemalettin, Abdurrahman, Murtaza. Bunu onlar göremez. Futbolcular da çözemez. Bunu çözecek olan yönetim!

Çok karışık yazdığımı düşünenler için şöyle bir toparlayayım.

Sorunlar:
1) Galatasaray'ın Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'na Galatasaray olarak çıkamaması.
2) Galatasaray'ın bu durumu kabul etmemesi.
3) Galatasaray'ın bunu çözmek için hiçbir şey yapmaması.

Bu üç sorunu çözmek için yapılacakları düşünmek benim yeteneklerim arasında değil. Kimin yetenekleri arasında? Bu da 4. sorun olur aslında. Bunu çözmek için futbolculara özel bir program uygulayacak, geçen seneki maçları seyrettirip en büyük olduğunu sanıp madara olan eski futbolcularımızı gösterecek, Saraçoğlu'ndaki atmosferi daha oraya çıkmadan yaşamasını sağlayabilecek biri, birileri olmalı. Varsa yapamadığı için kovulmalı. Yoksa derhal bulunmalı.

Galatasaray A.Ş. için pozisyonu ve iş tanımını ben vereyim. Gidip Kariyer.net'ten ilan versinler:
- Galatasaray'lı futbolcuların Fenerbahçe derbisine kendi yeteneklerini kullanabilecek bir psikolojide çıkmasını sağlayacak, oynadıkları kulübün futbol takımının hem Türkiye, hem de uluslararası başarılarda bu ülkenin en başarılısı olduğunu hatırlatacak, bireyselliğin(o da beceremedikleri bireysellik) değil, kollektifliğin ön planda olduğunu zihinlere işletecek, hatalarından ders almayı bilen, yenilgiyi kabullenen olmayıp, nedenlerini araştıran, askerlik sorunu olmayan, prezentabl takım arkadaşları arıyoruz. SSK, yol, yemek. Ücret dolgundur.

Böyle bir departman yok mu? Açın. Ulan kimsede yok böyle bir şey mi? E kimse bizim durumumuzda değil ki. Doktor mu olur, psikolog mu, akıl hocası mı, eski futbolculardan bir kolaj mı, hayat koçu mu, fahişe mi, ak sakallı dede mi? Onu da siz bulun. Ben size tüyoyu verdim.

BENİM TEK İSTEĞİM KENDİ TAKIMIMI İZLEMEK. DÜNYA YÜKÜYLE PARA VERİLEN, HER MAÇTA ŞOV YAPAN OYUNCULARIMI O SAHADA GÖRMEK. 6 YEMİŞSİN, 10 YEMİŞSİN, BÖYLE YE! BANA TAKIMIMI VERİN! BUGÜN SAHAYA ÇIKAN İKİZ KARDEŞLERİNİ DEĞİL!

BOŞUNA SEVMİYORUZ SENİ HARRY

Yemişim Derbisini, Bana Böyle Taraftar Lazım

Halis Taraftar Portreleri I - Mürüvvet Teyze ve Galatasaray from Ofansif on Vimeo.



Hagi'nin çocuğuna altın takmak için tesislere giden bir teyze düşünün. Hem de daha önce hiç oralara gitmediği halde, tek başına yollara düşmüş.

Ben Mürüvvet Teyze gibi taraftarların var olduğunu bilmek istiyorum en azından. Piskopat taraftar istiyorum. Piskopat taraftar deyince sadece kavga eden, ortalığı yakıp döken anlıyoruz. Hayır efendim, Mürüvvet Teyze gibileri de piskopat taraftardır. Kendini takımına öyle adamıştır ki oturup anlatınca şaşırıp kalacağınız anlar yaşamıştır. İşin mi yok? deriz ya, işte onu diyebileceğimiz adamlar, kadınlar, teyzeler :), işte onları seviyorum be!

Video ile ilgili bilgi edinmek isteyenler şuraya bakarak bunun ne olduğunu çözebilir.

Takım Otobüsüne Taş Atmanın Cezası Nedir?

Kahvaltı ederken televizyon izliyorum. Eskişehirspor taraftarı Beşiktaş otobüsünü taşlamış dünkü maç sonrası. Taşın isabet ettiği(aslında direkt hedef alındığı diyelim) yerlerden biri otobüsün ön camı.

Şimdi sadece Eskişehirspor taraftarı ekseninde değil, genel anlamda çoğu kulüp taraftarının kızıp yaptığı bu hareketle ilgili şunu sormak istiyorum: 30-35 (belki de daha fazla) kişilik bir kafileyi taşıyan otobüsün ön camını kırmasına ve çatlamasına neden olacak taşı atan kişi, seyir halinde olan o otobüsün şöförünün dikkatini dağıtmış olsa, şöför kontrolünü kaybetse, şarampole yuvarlansa ve otobüsün içindeki Türkiye'nin en büyük kulüplerinden birinin futbol takımı oyuncularından vefat edenler olsa, o taşı atan taraftar cinayet suçuyla mı yargılanacak?

Dahası var. O taraftarın bu suçla yargılanması için o otobüsün şarampole mi yuvarlanması lazım?

Ne kolay iş taş atmak. Ne kolay iş taşı atan taraftara sadece "dağılın lan" diyen polis olmak. Onu ben de yaparım.

17 Ekim 2009

Futbolu Bıraktıracak Goller #17 - Balon Gol!



Konseptin ismi "Futbolu Bıraktıracak Goller", ama bence bu gol "Kuralları Değiştirecek Goller" adı verilecek bir konsepte cuk otururdu. Bir kalecinin dengesi bir balon yüzünden dağılıyor. O takım şu satırları yazarken son 5 dakikası oynanan maçta yenilmek üzere. Kaçan şey şampiyonluk, çünkü öyle bir lig ki bu Premier, iyi olanlar hiç kaybetmiyor. O seviyeye gelmek için çok uğraştı Liverpool. Geçen sene yaptı da. Fakat MANU hayvanına takıldı. Şimdi fırsatı yakalamışken, böyle gollerle yaşanacak puan kayıpları Liverpool taraftarını da, yönetimini de sinirlendirir. UEFA'ya okkalı bir itiraz yoldadır.

Bu olay Premier League için ya da dünya futbolu için yeni kararlar getirecek mi bakalım?

O balonu oraya atanın daa, o topu balonun üstüne vuranın daa.

Ben "5 dakika kaldı" cümlesindeyken maçta son dakikaya girilmiştir artık...

11 Ekim 2009

Golden Sonrası #8 - Eski Toprak Maradona

Dün Arjantin, Peru ile karşılaştı. Güle oynaya kazanacaklarını sanıyorlardı ki, kelle koltukta 90'a 1-0'la girerken yediler golü. Fakat 90+2'de geçen günlerde neredeyse orta sahadan kafayla gol atan Martin Palermo yazdı.

Hikaye golden sonra başlıyor :)



Ben böyle teknik direktör istiyorum. Tabi başarılı olanından. Maradona o konuda tırt. İyi amigo olur ama.



Youtube linki şöyle ki: http://www.youtube.com/watch?v=59BCmTt68iw&feature=player_embedded

03 Ekim 2009

Beşiktaş Her Yerden Gol Yiyor

Beşiktaş'ta işlerin kötü gittiğini söylemeye gerek yok aslında. Sahada kötü giden bir takım var, futbolcusu beğenilmiyor, paralar boşa saçılıyor, teknik direktörüne kızılıyor, yönetiminden nefret ediliyor. En son yumurta fırlatmalı bir olay da yaşanmış yanlış bilmiyorsam.

Bir tarafta bunlar olurken Beşiktaş başka bir yönden gol yedi. Biliyor musunuz? RTÜK, BJK TV'yi kapattı. Aynı şey Galatasaray'ın başına da gelmişti. Lisans sorunu. Esasında bu iki takıma bu işi düzeltmeleri için ek süre verilmiş. Fakat Beşiktaş yönetimi baklava yemekten bu sorunu halledememiş gibi görünüyor verilen süre içerisinde. Öte yandan GS TV açık olduğuna göre(açık di mi lan? hiçbir yerde kapandığını okumadım) Galatasaray yönetimi bu sorunu çözmüş.

Bir spor kulübü için önemsiz olduğunu söyleyenler çıkabilir ama, koskoca bir kulübün ismini taşıyan resmi televizyon kanalının bu şekilde bir şey yaşaması bence o takımın imajı açısından çok eksi bir puan. Aynı şeyi Galatasaray da yaşamıştı demiştim, o zamanları hatırlayın. Çok kötü bir durumdu. Öyle ki bazı Galatasaray taraftarları utanıp "Zaten hiç benimsememiştik bu kanalı" diyordu. Şimdi eminim onların hepsi GS TV izleyicisi. Neyse, o zamanları bir hatırlarsak, kurumsal konularda her yerden gol üstüne gol yiyordu Galatasaray. O zamanlardan iyi ders çıkardıkları şimdiki hallerine bakarak anlaşılıyor.

Bir Galatasaray taraftarı olarak dileğim, Beşiktaş'ın da bu zamanlarından iyi dersler çıkarmaması :)

http://www.ofansif.com/basin-yayin/spor-haberleri/besiktas-her-yerden-gol-yiyor/11214.aspx

26 Eylül 2009

Futbolu Bıraktıracak Goller #16 - İstemeden Olan Gol



Polonya 2. ligi, Pruszkow - Kluczbork maçı.

Soyadına bütün sessiz harfleri koydurtmuş Norbert Jedrzejczyk'den geliyor gol.

Kaynak: arnawut

25 Eylül 2009

Böyle Şikeyi Bu Gözler Görmedi Hiç

IFK Gothenburg kalecisi Kim Christensen şikenin kralını bulmuş.


Maç öncesi kale direklerini kontrol ediyorum yalanıyla direkleri 10'ar cm içeri çeken bir kaleci. Yıllar boyu yapmış kimse anlamamış. Fakat fotoğrafını gördüğünüz maçın yönetmeni derbinin diğer tarafında belli ki. Bütün foyasını dökmüş.

Videoda da hakemin "şşş birader napıyon?" diye olaya karışmasını görebilirsiniz.

24 Eylül 2009

Eurosport Türkiye Haber Servisi De İnternette Sansüre Karşı!





İbrahim Koçyiğit'in güzel sesiyle.

Daha önce de Dağhan Irak yapmıştır bir benzerini:
http://baklavasina.blogspot.com/2009/05/bu-gole-erisim-mahkeme-kararyla.html

22 Eylül 2009

Happy Happy Cool


İyi ki doğmuşsun güzel çocuk. Yoksa nasıl bulacaktık senin gibisini?

21 Eylül 2009

Galatasaray'ın Henüz Oynamadığı Ciddi Rakip

Ne Fenerbahçe, ne Barcelona. O rakip Yılmaz Vural'dı. Al onu da yendik. Sıradaki gelsin ulan!

5'te 5'le başlamış, daha üç gün önce suyun öteki tarafının en güçlü iki takımından birini 3'lemiş hayvan takım, ligin sonuna demir atmış ve bu sene kim gelmiş kim gitmiş belirsizlikleri içindeki mahalle takımı Kasımpaşa'ya gidiyorsa ne olur? Fark mı olur? Olmaz arkadaş, çünkü bunun adı FUTBOL!

Her takım zorlanır, her takım yenilir, herkes herkesi yener klişelerine hiç girmeyeceğim. Sevdiğim başka bir klişe var: Yılmaz Vural. Bu adamın çalıştırmadığı sadece üç büyükler kalmış olabilir bu ülkede. Onların da başına geçebilir bir gün. Galatasaray kümeye oynayacak duruma geldiği gün geçer. Çünkü adamın uzmanlık alanı bu. Kasımpaşa'nın düşmemesini sağlayacak biri varsa o da Yılmaz Vural'dır. Onun aldığı takım genelde ligi en az 15. sırada bitirir. En çok da 12. falan olabilir sanırım. Şimdi Kasımpaşa'yı bir arap şeyhi satın alsa, takıma yıldız üstüne yıldız yağsa ve Yılmaz Vural 10'da 10 yapmış olsa bile eminim ertesi sezon o takımdan bir yol olmaz, alışık değil bu adam böyle şeylere. Herkes kendi işini yapsın. Yılmaz Vural da kendi işini çok güzel yapıyor. Neyse, şimdi bu adamın yeteneği bu ise ve karşı takımın başına da daha yeni geçtiyse o takımdan bir direnç beklenmesi ve sürpriz yapmasını düşünmek gayet normal bir davranış. Ama kimse, ben de dahil kimse ihtimal vermedi bu kadar zorlanacağımıza, herkes maç öncesi fark bekliyordu. O yüzden, çok güzel bir ders aldığımızı düşünüyorum. Bu dersin henüz 6. haftada olması da bizim için çok önemli bir avantaj. Artık eminim ki kimse hiçbir maça kesin gözüyle bakmayacak. Taraftarın düşüncesinin takıma ne katkısı ne zararı olur ki diyebilirsiniz. Ama var. Böyle bakılan bir takıma karşı yapılan maçta tribündeki taraftarın tepkileri farklı olur. Eminim ki bu takımı da etkiler. Taraftarın maçı TAKMASI lazım. Futbolcuya "biz bu maçı istiyoruz"u hissettirmesi lazım. "Kesin yeneriz, çakarız ohooo ölümüz yeter" laflarıyla gidilen bir maçta takımınız 1-0 geriye düşerse senin(bu senin en az 25.000 kişiyi anlatıyor) edeceğin bir küfür, çekeceğin bir üff, tekmeleyeceğin o kapıların, koltukların sesi sahadaki en büyük yıldızı bile etkiler.

Tüm bunları göze alarak genel bir yorum yaparsak, bu seneki takım çok başka, çok farklı ve bu takımın taraftarının da her şeyin farkında, ileriyi gören insanlardan oluşması lazım. Belki çoğumuzu etkilemeyecek ama, Kasımpaşa maçı benim gibi 100 kadar taraftarımıza bunu farkettirdiyse bu maçta galibiyetten fazlasını kazanmışızdır diye düşünürüm.

THIS IS IT

Futbol Dünyasının En Muhteşem 11'i!




1 Kaleci - Alena Seredova - Buffon
2 Defans - Cheryl Cole - Ashley Cole
3 Defans - Tanya Robinson - Steven Taylor
4 Defans - Valentina Zambrotta - Gianluca Zambrotta
5 Orta Saha - Sylvie van der Vaart - Rafael van der Vaart
6 Orta Saha - Oksana Andersson - Christian Wilhelmsson
7 Orta Saha - Amii Grove - Jermaine Pennant
8 Orta Saha - Helen Svedin - Luis Figo
9 Forvet - Melissa Satta - Christian Vieri
10 Forvet - Abigail Clancy - Peter Crouch
11 Forvet - Ilary Blasi - Francesco Totti

Her türlü futbol terimiyle yapılacak espriye açığım! :)

20 Eylül 2009

Levent Erdoğan Kimdir? Bunları Nasıl Der?

Tümden gelelim.

Beşiktaş Türkiye'nin en büyük spor kulüplerinden biri.

En yetkilisi başkan, başkandan sonra asbaşkan(dır heralde).

Beşiktaş'ın en çok yatırım yaptığı spor dalı futbola gelelim. Futbol takımı içinde en büyük yetki teknik adamdadır. Üstelik bu teknik adam bu ülkenin gelmiş geçmiş en başarılı teknik adamlarından.

Beşiktaş'ın dün Kayserispor'a yenilgisi sonrası kulübün başkandan sonra en yetkili olan adamı, futbol takımının en yetkili adamına ve hatta futbolcularına resmen şunları söyledi:

- "Sen başarılı değilsin. Geçen seneki şampiyonlukta senin etkin yok, biz dualarla şampiyon yaptık takımı. Diğer takımlar yenildiği için şampiyon olduk."

Sen nasıl kulüp yöneticisisin? Bu açıklamalara tepki vermeyen nasıl başkan? Bu laflara cevap vermeyen ve istifa etmeyen ne menem bir teknik direktör? Bu açıklamayı duyan Beşiktaşlı futbolcu ne düşünür? Beşiktaş taraftarı bu olaylara yaratıcı beste yapmak dışında ne yapar?

Bana bunların cevabını verin!

17 Eylül 2009

Bu Takımı Kim Yenecek?!

Ben bu lafı Barcelona için söylüyordum. Bugün kendi takımım için söylemek nasip oldu. İlginç olan Barcelona'nın eski teknik direktörünün takımımın başında olması. NELEROLOYOR!

Bugün Panatinaykosu Panatinaykosta devirdik. Maç öncesi sorsan bana, zor derdim. Denk güçleriz tamam, ama taraftardan, atmosferden çekiniyordum. Fakat maçın bir olimpiyat stadında oynanacağını söylememişti kimseler bana. Maç başladı çıt yok, bu mudur atmosfer? Zaten yer yer boşluklar ganisine bereketti. Ara ara bi canlandı taraftar ama o aralar da hep gol yediler. En yüksek ses çıkardıları zamanlar kendi kalecilerini protesto ettikleri anlardı. Kale arkasındaki çıplak taraftarların kollarını sağa sola sallayarak yarattıkları ambiansa hayran kaldığımı da belirteyim tabi. Ben yönetmen olacaktım ki...

Birkaç oyuncumuz hakkında fikirlerimi beyan edeceğim.

Emre Güngör, ailesi kızdığı için masadan hep erken kalkan kız gibisin. Linderoth'dan daha zararlısın, oyuncu değişikliği hakkımızı yiyorsun!

Hayri Kewell, iki maçtır 90 dakika oynuyorsun dikkatimizden kaçmıyor. Üstelik bu maçların biri geçen senenin Türkiye şampiyonuyla, diğeri deplasmanda Yunanların en güçlülerinden biriyle. Ne yaptı bu Frank sana?

Sarbi, nooldu olm sana?

Baros, o bulduğun pozisyonların en az birini daha atsaydın bu yazının başlığı "Yendik MİLAN!" olacaktı. Evet, not alıyorum maç izlerken. Başka bir maça kalsın bu, çalanı döverim!

Elano, yarın tüm gazetelerde ismini yamultarak başlıklar atılacağını biliyor musun? Bilmiyorsun tabi, sen yenisin. "BELANO!", "Yunanlar YALANO"

Keita, bu maçla alakalı değil bu söyleyeceğim ama sana şu "Abdulkadir ramiye ya da unkapanına gidelim" diye giden geyik şarkıyı kullanarak bir tezahürat yazasım var. Sözlerini tutturursam buraya yazarım!

11 Eylül 2009

Türkçe Öğren GS Store!

Galatasaray, Metin Oktay'ın ölüm yıldönümü için özel bir koleksiyon hazırlamış. İyi güzel de, soru eki "-mi" ayrı yazılıyor be arkadaş. Ben bu sweatshirt'ü nasıl alayım da giyineyim?




Al sana Reha Muhtar yuvarlağı


İnanmayan buyursun: http://www.gsstore.org/urunDetay.asp?urunID=5916

08 Eylül 2009

Tarihi nasıl kaçırdık? Adana Demir - Livorno


Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.

03 Eylül 2009

Blog İdman Yurdu'na Rakip Çıktı!


BloggerV.com adında blog yazarları için yeni bir ağ açıldı. Türkiye'nin tek blog reklam ağı diyebiliriz heralde. Blog yazarları siteye üye olarak sistemdeki reklamlardan istediğini bloguna ekleyebiliyor ve gelir elde edebiliyorlar.

Bir futbol blogu yazarı olarak Blog İdman Yurdu'na büyük saygı duyuyorum. Fakat yeni alımlarda yer alamadığım için BloggerV.com'un benim için daha uygun olacağını düşünüyorum :)

Şimdilik Tohum Otizm Vakfı'nın bannerlarını kullanabiliyoruz. O kadar güzel yapmışlar ki yazılarımın en tepesine ekledim kendisini. Site davetiye sistemi ile çalışıyor. Siteye giriş yapıp davetiye isteği yapabilirsiniz, ya da davetiyesi olan birinden yardım alabilirsiniz. Bende var mesela, isteyen var mı? :)

Forma Arkası #18 - CO 10


Lincoln'e isyanı olan parasız taraftar. Saygı duyuyorum sana.

30 Ağustos 2009

Kıl Hakem

Üzülmez'in Rooney'e Cevabı

Birkaç gün önce Şampiyonlar Ligi grup kuraları çekildi. Manchester United'ın yıldızı Wayne Rooney, kurada kendi gruplarına bir Türk takımının düştüğünü görünce kendi Twitter hesabından bir şey yazdı:

"Turkey I like Turkey really nice with stuffing apple sauce & roasted potatoes >>>> haha can't believe I've scored 101 goals for Utd" http://twitter.com/realwaynerooney

Bence şahane olay. Espri iğrenç tamam, bir milletle dalga geçtiği için değil yani, yazdığı şey komik değil. Fakat bir sporcunun böyle şeyler yapmasını seviyorum. Espriler daha komik olsa tadından yenmez tabi. Neyse, Rooney bunu yapınca bizim millet boş durur mu? Yuhaladı, tepki gösterdi. Hatta bu tepkilerden sonra Wayne Rooney yine Twitter hesabından özür dilemiş diye duydum. Ama şu anda öyle bir şey yok, yazmış silmiş olabilir tabi, bilemem o kadarını.

Şimdi gelelim bu yazının nedenine. Rooney'e gereken cevabı İbrahim Üzülmez vermiş. Hem de Milliyet'in dediğine göre TOKAT GİBİ CEVAP! :

"En azından tanımasa da karşısındaki meslektaşına ayıp. Futbol çok değişken bir oyundur ve kimin ne sonuç alacağı hiçbir zaman belli olmaz. Kendilerini bizden üstün görmeleri, ayrıca bir avantaj. İnönü'ye ne havalarla gelenler oldu ve nasıl döndüler, bunun örnekleri çok. İlk maç İstanbul'da, yani Manchester United misafirimiz olacak. Türk misafirperverliğini görecekler. Meslektaşıma son olarak şu mesajı ileteyim; misafir umduğunu değil bulduğunu yer"

Şimdi gönül ne isterdi biliyor musunuz? İbrahim Üzülmez açsın bir Twitter hesabı, follow etsin Rooney'i, reply yapsın yazdığına, "Yu it vat yu get, nat vat yu vant!" falan yazsın, ortalık kızışsın. Ama nerdee? Ulan Türk basınına açıklama yapınca Rooney görecek mi sanıyosun? Direkt ona ulaşıp desene bunu. E-mail falan at bari lan! Bak adam sosyal medya yapmış, sen hala ne diyon?

Bi de örnekleri çok dediği havalanan takımlar kimler acaba? Ah be İbrahim, anlamıyorum seni.

25 Ağustos 2009

Tribünün Sesi #4 - El Salla Frank Rijkaard



Kıvırcık saçlarına
Ak düşmüş uçlarına
Cimbom taraftarına
El salla Frank Rijkaard

Kaynak: Gel Gidersin

Futbolu Bıraktıracak Goller #15 - Elanooooooooo



Elanoooooooooo

Kaynak: Gel Gidersin

3. Hafta

Yoktum ben buralarda. Ne maç ne özet izledim. Haftaya artık :)

20 Ağustos 2009

Forma Arkası #17 - McDennis

İskoçlara özgü bir forma arkası yaratmış deNNis. "Mc" orda soyadlarda kullanılan bir hede, bizdeki "oğlu" gibi bir şeymiş. DENNIS adamın kendi nicki zaten :) Çok güzel olmuş kanımca. Bizle paylaştığı için teşekkürleeer.

Bu arada şu forma ne güzel ya!

deNNis'in blogları için
tık
tık

18 Ağustos 2009

2. Hafta

Öyle bir haftasonu geçirdim ki, lig maçlarını görmeye mecalim yoktu. Üstelik bu hafta oynanan maçlardan birini tv'de, bir diğerini stadda izledim. Buna rağmen alakam yoktu bu hafta!

GALATASARAY
Galatasaray'dan başlayalım, hep yaptığım gibi. Galatasaray bu hafta Denizlispor'u ağırladı. Milli maç sonrası savunma hattı neredeyse komple yedekti. Bu doğru bir şey mi? Bence değil. Tabi şöyle bir soru da sorabiliriz; sahaya asların yerine çıkan stoperler kötü adamlar mı? Hayır. Ama stoper işi devamlılık işi, istikrar işi. Eğer bütün sene Servet-Gökhan Zan gideceksek onlar sağlıklı oldukları her an sahada olmalılar. Hala alışamadılar, asıl alışacakları yer lig maçları. Sağda Uğur Uçar zaten Sabri'yi kessin istiyoruz. Umarım Rijkaard da istiyordur. Soldaki Volkan Yaman'a hiçbir şey demiyorum. Rijkaard'a diyorum: Bu adam Hakan Balta'nın yedeğinin yedeği olmalı. Yani üçüncü tercih.

Keita'ya gelelim. Taraftar bu adama ne kadar tapacaksa o kadar küfür edecek. Sahadaki en bencil Galatasaray oyuncusu. Bunun nedeni de bence pas atmayı bilmemesi. O yüzden atmıyor, topla 3-4 kişinin arasına giriyor. Ne zaman pas atmak, orta yapmak istese pozisyonu bitiriyor. Farklı bir yenilgide günah keçisi olur bu adam. Ama ne olursa olsun Galatasaray'ın böyle bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Bazı yönlerini maruz(mazur muydu ya da bilemedim) görmek lazım.

Arda Turan geçen haftaki maça göre biraz tutuk olsa da iyiydi, asıl tutuk olan Baros'tu. Umarım bu sene bir 2008-2009 sezonu Guiza'sı kazanmayız. Harry Kewell hiç oynamadı bence. Ama tecrübe konuştu. Maça çok büyük katkılar yapmış oldu.

TRABZONSPOR
Galatasaray'ın maçının bittiği gece(ki gece bitti, ne geç saatte oynandı öyle) metroda akan görüntülerden öğrendim bu maçın sonucunu. Genelin şaşırdığı gibi ben de çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni biri büyük takım biri küçük takım gibi yüzeysel bir bakış değil, Trabzonspor'u beğenmemdi. Kazalar olur ya her sene iyi takımlara, onlardan da olabilir. Göreceğiz.

Bir de insanların ağzında "Lazlar Kürtlere yenilmiş" lafı var. Eee?

FENERBAHÇE - SİVASSPOR
Bu hafta bu iki takım oynadığı için ikisini aynı anda yazacağım. Fenerbahçe'nin Sivasspor'u konuk ettiği maçı bir ton Fenerli aile eşrafıyla beraber izledim. Kanımca sıkı maç oldu. Maç öncesi evde bir "bu sene Sivasspor o Sivasspor değil, dağıldı" yorumları vardı. Ben anlamıyorum bunu. Ulan ligde bir maç yapmıştı bu takım, Fenerbahçe ile beraber ikinciyi yapacak. Anderleth'den fark yedi Belçika'da. Hani şu her sene avrupada olan Anderleth. Geldi en büyük silahı olan Sivas'ta babalar gibi yendi. Bu takım bu sene hiç haketmiyor bu lafları. En azından şimdiden. Ben Sivasspor'un Fenerbahçe karşısında oynadığı futbolu beğendim. Karşındaki takım Fenerbahçe, stad Saraçoğlu. Tabi ki Fenerbahçe daha atak oynadı, daha çok pozisyon buldu. Galibiyeti hakeden taraf Fenerbahçe idi. Ama Sivasspor da iyi mücadele edip 2-3 pozisyon bulabildi. Birini atsa maçın gidişatı değişir. Bir sorun var denecekse orda var denilebilir bak. Sivas'ın forvet hattında sorun var.

Fenerbahçe çok iyi pas yapan bir takım haline gelmiş. Öncelikle gözüme çarpan ilk oyuncu Emre Belözoğlu. Bu seneye çok formda girdi. Müthiş oynuyor. Onun bu formu milli takıma da olumlu yansıyacak diye düşünüyorum. Ayrıca Fenerbahçe'nin bu sene en etkili oyuncusu olacak derim. Bu senenin iyi işler yapacak forveti Guiza tutuktu. Her sağlam savunmaya karşı olduğu gibi. Bir Semih vardı ona ne oldu? Guiza böyle iken bile girmeyecekse yazık olacak kendisine. Stoperlere bakarsak, evet, bu takımın Lugano'ya ihtiyacı vardı. Anlaştılar. Önder'le olacak gibi değil.

Andre Santos'dan da bahsetmemek olmaz. Bu sene Fenerbahçe'ye sınıf atlatacak oyunculardan olacağı çok belli. Uluslarası çapta bir oyuncu. Attığı golün ise yılın golü olma potansiyeli var diyorum.

BEŞİKTAŞ
Ne görüntülerini izledim, ne de maç hakkında bir şey duydum. Sanırım etrafımda Beşiktaşlı sayısı az. Sadece Beşiktaş'ın 2-0 kazandığını ve nedenini çözemediğim bir şekilde maçın seyircisiz oynandığını biliyorum. Bir de Kızılay logosunun numaranın üstünde çıktığını. Güzel hareket!

Bu seferlik sadece bunlar olsun.

13 Ağustos 2009

11 Ağustos 2009

1. Hafta - Lig Başladı!

Öncelikle "lig başlayalı 5 gün oldu" yorumlarınızı çok sevdiğimi belirtmek isterim. Yazıma geçerim.

Galatasaray taraftarı olduğumdan dolayı Galatasaray'la başlayacağım.

Galatasaray
Bu sene çok farklı olacak! Ama bi' dakka, geçen sene de farklı olacaktı? Yok yok, bu sene daha farklı olacak! Dünya çapında transferler, sorunlu oyunculardan vazgeçilmesi, Arda'nın geçen sezondan bu maça kadar sanki üç dünya kupası görmüş kadar olgunlaşması ve en önemlisi, teknik kadronun kalitesi bu sene Galatasaray'ı sadece geçen seneden değil, tüm Galatasaray tarihinde çok farklı bir noktaya getiriyor.

Galatasaray bu sezonu erken açmak zorunda kaldı. Elemenin de elemesini oynadı bu takım, ki dikkatinizi çekerim, bu elemenin elemesini UEFA kupası için oynadı. Bir kere daha dikkatinizi çekerim, bu UEFA kupası için oynanan elemenin elemesini Frank Rijkaard'ın takımı oynadı. Resmen REZİLLİK! Galatasaray'ın geçen seneye göre farklarından biri 2010-2011 sezonuna ligi en erken açan takımını bırakmaması olsun. Sadakallahülazim!

Kolay eleme maçlarını çok farklı oyuncular deneyerek hazırlık maçları edasında bitirdik. Bizim nasıl bir takım olduğumuzu görmemiz için Türkiye'nin dişli bir anadolu takımına konuk olmamız gerekiyordu. Bence bu kriter bir Fenerbahçe veya Beşiktaş derbisine göre çok daha gerçekçidir. Bu takım aslında şanssız bir biçimde ilk haftadan Gaziantepspor oldu. Hep korkarım ben onlardan bilmem niye. Maçı izleyemedim, hatta skorunu eve çok geç geldiğim bir saatte öğrendim(Sahi, neden maç mesajları gelmedi bu hafta Turkcell?). Özetlerden izlediğim kadarıyla şunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim: Arda Antep'i ... Çok kısa bir pasaj seyretmeme rağmen oldukça etkilendim. Zaten ne kadar etkili bir oyuncu olduğunu biliyorduk. Fakat farklı bir sorumluluk, farklı bir olgunluk gelmiş Arda'ya. Ya da yüklenilmiş diyelim. Yönetimin Arda'nın bu noktaya gelişinde payı yüksektir diye düşünüyorum.

Galatasaray dedik, Arda dedik. Fakat şunu da ekleyelim, Gaziantepspor'un defasında büyük problemler vardı, zaten bir golümüzü bu şekilde attık. Yani Arda iyi güzel, Galatasaray öncesine göre daha derli toplu ama karşısına gelsin bakalım bir "catennaccio" neler olacak. Çok meraktayım!

Beşiktaş
Yine özetlerden izlediğim kadarıyla söyleyeceğim, ben Beşiktaş'ı çok beğeniyorum. Geçen seneye göre çok daha iyi takım oldular şahsi kanaatim. Diğer takımlardan farklı olarak iyi takımın çok daha iyi olmasını sağladılar. İBB ile beraberlik başarısızlık mı? Hiç de bile. En iyi zamanı olsa bile oraya gidip yenilebilir Beşiktaş. Defans ve ön libero oyuncu seçimlerini çok kaliteli yaptılar, forvete henüz forma girememiş(askerlikti, sakatlıktı) Nihat'ı aldılar. Daha ne olsundur? Nihat'a ne gerek vardı diyenler var. Bence bu adam formda olduğu zaman çoğu avrupa yıldızını yedekte oturtacak kadar hayvan oynuyor. O yüzden o formu yakalamasını beklemek lazım. Fakat kendisi tipik bir Emre Belözoğlu vakası. Çok sakatlanıyor yahu!

Orta sahaya Yıldıray'ı alan bir Beşiktaş oradan gelecek yaratıcılık ihtiyacını da gidermiş olur. Hem de neredeyse bedavaya alıyorlar adamı. Beşiktaş da bir Haldun Üstünel buldu sanırım.

Fenerbahçe
Bu maç ne kadar sürdü bilemiyorum ama maçın oynandığı akşam hangi mekanın önünden geçsem maç hep devam ediyordu(ki arada saatler oynuyor). Farkettim bir bokluk olduğunu bu işte. Neyse, ben bu seneki Fenerbahçe'yi henüz çözemedim. Geçen seneye göre daha iyi oldukları gün gibi ortada zaten. Fakat ne kadar iyiler? Bu benim kafada bir soru işareti hala. İki olumlu nokta gördüğümü söyleyebilirim buna rağmen. Birincisi, daha hırslı, buraları iyi bilen, Fenerbahçe'yi çok daha iyi bilen bir teknik direktör. Daum'la gerçekten 3 sene üst üste Türkiye şampiyonu olunur. Öyle bir adam. İkincisi, geçen senenin son maçlarında çıkış yapınca bana "ohhh bu herif şu golleri attığı için bir sene daha takımda kalır ahahahaho" yorumlarını yaptırıp sevindirten Guiza. Birkaç maçtan belli oldu ki Guiza bu sene geçen seneki performansının tam tersi bir rota çizecek. Acaba gerçek performansı bu mu yoksa geçen sene ki mi? Bilemedim. Ama oldukça fazla gol atacağı belli. Umarım bu süreçte Semih'i unutmazlar. Hayır, milli takım adına üzülürüm yani, yoksa banane!

Trabzonspor
Hiç bilmediğim bir teknik adamla(şu an adını bile hatırlamıyorum) başladı Trabzonspor lige. Normalde ne beklerdik Trabzonspor'dan, Samet Aybaba olur, Yılmaz Vural olur, Türkiye ligine sıkışmış kalmış adamlardan birini takımın başına getirmesini. Ki sene başında da öyle oluyordu ki isyan çıktı. Sanırım bu Trabzonspor için iyi oldu. İlk maçtaki oyununa bakınca...

Öncelikle şunu söylemek lazım. Trabzon'da hoca olmak zor. Futbol dışında birçok şeyle uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Hatta futbol dışında her şey ile. O noktaya gelen hoca çok oldu Trabzon'da. Bu hocayı pek bilmiyorum ama o karakterde bir hoca olmadığı aşikar. Nasıl diyelim, küçük bir başarısızlıkta futbol dışı etkenler çok boğarsa bu adamı hemen gidecek gibi bir izlenim veriyor bana. Gitsin zaten, Trabzon da akılllansın.

İlk oynadığı maça bakarsak Trabzonspor'u oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta 4 büyükler içinde en beğendiğim onlar oldu. Hücum hattında bir farklılık var. Paslaşmalar oldukça etkili. Bunda yeni hocanın büyük katkısı var diye düşünüyorum. Geçen sene tüm takımı değiştirmişti Trabzonspor. Bu sene o kadro daha oturmuş olmalı. Çok uzun zamandır beraber oynayan bir kadro gibi paslaşıyordu takım. Bu sadece Trabzonspor için değil, hem ligimizin seyir zevki hem de o pası yapacak adamların milli takımın kalitesini çıkarttığı kademe bakımından oldukça önemli. Bu sene çok merak ediyorum Trabzonspor'u!

Bir de Ceyhun için bir şey söyleyelim. Hayvan mısın birader?

Sivasspor
Son iki senenin en istikrarlı ve başarılı takımı Sivasspor, daha iyi bir takım olma yolunda sancı çekiyor. Daha çok pas yapan, topu daha çok ayağında tutan takım olmak isteği saygı duyulacak bir düşünce. Bunu aynı oyuncularla başarabilirler mi? Bilmiyorum. Fakat olacaksa bile olana kadar çok sıkıntı çekeceklerini düşünüyorum. Eğer bunu başarabilirlerse helal olsun diyeceğiz ve Sivasspor'a saygım bir kat daha artacak. Her ne kadar sevmesem bile...

İlk hafta bahsedeceğim takımlar bu kadar. Daha sonraki haftalar bu takımlara Bursaspor ve Kayserispor'u katabilirim. Bakalım neler olacak, göreceğiz.

08 Ağustos 2009

Çakma Linderoth

İddia ediyorum, Galatasaray'ın 2 sene önce transfer ettiği bu adam Tobias Linderoth değil! Adrian Ilie'nin kardeşi Sabin Ilie gibi bir şey galiba bu olay. Çakma lan bu adam! Bak bu fotoğrafta benzemiyor da. Valla var bu olayda bir bokluk!

"
Linderoth yine sakatlandı

Netanya maçında sakatlanarak oyundan alınan Galatasaraylı Tobias Linderoth'da bu kez menisküs yırtığı tespit edildi. İsveçli futbolcu yaklaşık 2 ay oynayamayacak.


"

http://www.ntvmsnbc.com/id/24989907/

05 Ağustos 2009

Haşmet Babaoğlu Ofansif Okuyormuş!

Son zamanlarda takıldığım bir başka futbol ortamı var. Bir ara nasıl bir yer olduğunu yazıp anlatacağım burada. İsmi Ofansif. Göz atmanızı öneririm.

Bugün Haşmet Babaoğlu Sabah'daki köşesinde son zamanlarda girdiği ve okuduğu siteleri yazmış. İlk sırada Ofansif var.

Şöyle demiş: " Tribünler internete indi... Son zamanlarda en hoşuma giden futbol tartışma sitelerinden biri. Bir bakın derim. www.ofansif.com. " Yazı şurada.

Bir spor yorumcusunun böyle ortamları okuduğunu bilmek sevindiriyor beni. Sizi bilemeyeceğim dostlar.


Bu arada kendisi Ofansif'e üye mi acaba? Üyeyse ismi ne? Şu yazıda bir tartışılmış. Birkaç güne ortaya çıkar belki :)

03 Ağustos 2009

Beşiktaş'ın Mor Formayla İmtihanı

Böyle şeyler yapmayı hiç sevmesem de, günlerdir "ohohohahaoahaaa mor forma giyiyonuz lan hihoheaoahhoahaaohahhohhaahaaha" diye dalga geçmeye çalışan Beşiktaş'lı arkadaşlarıma sevgilerimi göndermek adına yaparım bunu. Yaptım evet!

Sergen topu iyi atmış bu arada araya.

02 Ağustos 2009

Yok Daha Neler Turgay


Futbolcuları reklamlarda kullanmak her dönemde vardı tabi.

"büyük..." bu ne be? :D

Futbolla Özdeşleşmiş Şarkılar #2 - We Are The Champions

Futbolla özdeşleşik şarkıların ikincisine hoşgeldiniz!

Bu paylaşımımızda, tüm dünyadaki stadlarda (iddia ediyorum) en az bir kere bile olsa çalınmış, kupa törenlerinin vazgeçilmezi, Queen'in eşsiz eseri We Are The Champions'ı dinleyeceğiz.








Aslında bu konseptin birinci şarkısı olmalıydı We Are The Champions. Dünya kupasını kazanan ülkenin müzik listelerinde ilk sıralara yerleşen bir parçadan bahsediyoruz çünkü. Ülkemizde de çoğu takım stadlarında çalmıştır. Kupa törenlerimizde de çalınır hatta. Milli zaferlerimizde de başvurduğumuz yegane global şarkılardandır. Freddie Mercury şarkıyı yapmadan önce tüm dünyadaki bu eksikliği görmüş demek ki. Yaptığı şu açıklamadan da anlaşılabiliyor. Açıklama aynı zamanda şarkının farklı manalar taşıdığı iddialarına da cevap verir cinsten:

"it’s the most egotistical and arrogant song i’ve ever written. certainly it's 'a relationship that could be, but i was thinking about football when i wrote it. i wanted a participation song, something the fans could latch on to. it was aimed at the masses; i thought we'd see how they took it. it worked a treat. when we performed it at a private concert in london, the fans actually broke into a football chant between numbers. of course, i've given it more theatrical subtlety than an ordinary football chant. you know me. i certainly wasn't thinking about the press when i wrote it. i never think about the british music press these days. it was really meant to be offered the musicians the same as the fans. i suppose it could also be construed as my version of i did it my way. we have made it, and it certainly wasn't easy. no bed of roses as the song says. and it's still not easy."

Ne diyeyim, yürü be abim!

Sözler:
i've paid my dues
time after time
i've done my sentence
but committed no crime
and bad mistakes
i've made a few
i've had my share of sand kicked in my face
but i've come through

we are the champions - my friends
and we'll keep on fighting - till the end
we are the champions -
we are the champions
no time for losers
'cause we are the champions - of the world -

i've taken my bows
and my curtain calls -
you brought me fame and fortuen and everything that goes with it -
i thank you all -

but it's been no bed of roses
no pleasure cruise -
i consider it a challenge before the whole human race -
and i ain't gonna lose -

we are the champions - my friends
and we'll keep on fighting - till the end -
we are the champions -
we are the champions
no time for losers
'cause we are the champions - of the world -

26 Temmuz 2009

Hasselbaink Samsun Dostlar Kıraathanesinde!

Nezih Türk spor basınımız öğretti bana böyle başlık atmayı :)

Fotoğraftaki siyahi arkadaşımız, Atletico Madrid ile İspanya'da gol kralı olmuş, Chelsea'de oynamış, Hollanda milli takımında görev almış dünyanın en güzel isimli oyuncularından Jimmy Floyd Hasselbaink. Fotoğraftaki bıyıklı arkadaşımız, büyük ihtimalle tüm dünyadan tuttuğu siyahi oyuncuları Türk kulüplerine kakalayan, "hızlı bu zenci işte tazı gibi koşuyor" deyip kulüp başkanlarına gol makinesi diye çamaşır makinesi satan bir menajer. Fakat bu sefer makineyi doğru tutturmuş, ama bunun farkına ne o ne de Samsunspor varmış. Koskoca JFH, sen Samsun'a gel, böyle kahvelerde otur çay iç, sonra beğenilme git.

Bu Samsunspor aynısını Sami Hyypia'ya da yaptı diyorlardı. Doğrudur.

Şunu da herkes hatırlıyordur:

JFH: Baba naber?
Alpay Özalan: ... ??!

24 Temmuz 2009

Yaratıcı Basın #9 - Şehir-Taşra Farkı

Üstekki fotoğrafta Fotomaç gazetesinin şehir ve taşra baskılarını görüyorsunuz. Ne desek yalan, bunlar bizle dalga geçiyor :)

19 Temmuz 2009

Gol Sevincine Reklam Almak

Ne rahatsız edici bir şey olurdu değil mi? Her tarafı reklam olmuş, marka olmuş futbolun en güzel yanlarından biri gol ve golü atan adamın, takımın hoppidi hoppidi diye sevinmesi. Bu ritüele reklam alınırsa ne golü atan adam gerçekten sevinebilir, ne staddaki ve ekran başındaki adam kendini küfür etmekten alabilir. Böyle yani bu durum. Hiçbir marka cesaret edemez buna kolay kolay.

Burger King etmiş. Evet, Burger King bir takımın gol sevinçlerinde Burger King'i hatırlamamız için bir şey yapmış. Bunun adına reklam deniyor. Ve bir futbolsever olarak buna sinirlenmem gerekiyor. Ama yaptıkları şey öyle güzel ki, sinirlenmek bir yana, çok sevdim ulan!

Anlatmaya şurdan başlayalım. Burger King, İspanya'nın Getafe takımının forma sponsoru olmuş. Burger King'in logosu 2009-2010 sezonu boyunca Getafe formasının ön tarafında olacak. Buraya kadar her şey normal. İlginç olan, formanın iç tarafı.

Formanın iç tarafında, kafanıza geçirdiğinizde tam yüzünüzün hizasına gelecek olan yerde Burger King'in daha önce de birçok iletişim çalışmasında kullandığı kral var. Yani Getafe'li oyuncular bu gol sevincini yaparlarsa her gol sevinçlerinde Burger Kralı'nı göreceğiz.

Bence oldukça ilginç, farklı ve tüm o negatif düşünceleri silecek cinsten bir düşünce. Ayrıca oldukça komik. Tek aklıma takılan, futbolcuların bu sevinci yapmak zorunda bırakılıp bırakılmayacağı. Bunu büyük ihtimalle öğrenemeyiz ama her gol sonrası gol sevinci bu olursa işin rengi değişir! Bekleyip göreceğiz, bundan sonra Getafe maçlarının takipçisiyim. Gol atsınlar diye bağırıp çağıranlardanı oldum. Bir atsınlar da görelim nasıl olacak?

kaynak: http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=4812

10 Temmuz 2009

Galatasaray'ın Yeni Kaptanı: ÜLKER

Galatasaray yönetimi, 2009-2010 sezonu kaptanlık pazubandını Ülker'e teslim etti. Geçen sezon performansını iki katına çıkararak kollardan forma arkasına transfer olan Ülker, "Parasıyla değil mi?!" açıklamasını yaptı.

Ülker'in adını oraya yazdırmak için verdiği para, Galatasaray kulübünün bir sezonda forma satışından kazandığı ortalama geliri aşıyorsa sevineceğim. Zira numaranın üstünde Ülker yazan formayı naapsın taraftar? Forma satışlarının düşeceği belli.

Yazımı klasik ve sevdiğim bir tezahüratla bitirmek istiyorum:

Arda Turan Olleeeey!
 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.