28 Mart 2009

Ömrümün Daraltan İki Saati

Ne Arda o Arda'ydı. Ne Tuncay o Tuncay. Belözoğlu düşüşteki adam olmaya devam. Bu üç adam o bildiğimiz üç adam olmayınca Nihat-Semih ikilisinden bir şey beklemek saçmaydı. Hele hele sadece Nihat'tan beklemek, loto ile geçimini sürdürmeyi umut eden işsiz birinden farksız yapar sizi. Bir şey beklenecek o tek kişi Semih olarak belirlenebilirdi. Meali, Nihat'ı çıkar Semih kalsın bir kere de...

İspanya tarafına geçersek, can sıkıcı bir top kontrolleri var. Karşı takımda olsam birinin bacağını eline vermiştim. Bu konuda Türk milli takımının sabrına şapka çıkartırım.

Uzun lafın kısası, bana göre aldığımız bu sonuç İspanya'nın başarısı değil, beklenti içinde olduğumuz adamların, hem de garip bir şekilde hepsinin, beklentilerin çok altında olması ve Terim'in çok erken ve yanlış Semih değişikliği. Maçı izleyenler Terim'in şık bir ceket giymiş olduğunu görmüşlerdir. Bu takımın Bernabeu'da İspanya'ya kafa tutması için Terim'in o ceketi çıkarıp terlemeye başlaması lazımdı. Sinir bile yapmadı adam...

Emre Aşık-Hakan Balta. Gözümsünüz!

27 Mart 2009

Türkiye - İspanya Farkı

Bilinen farklardan bahsetmeyeceğim. Sanırım hepimiz biliyoruz onları. Bahsedeceğim şey başka şey.


Yarın İspanya ile deplasmanda karşılacağız. Maç uzun zamandır oynamadıkları Santiago Bernabeu'da. Kapasite 80.000'in üstünde.


Çarşamba günü İspanya ülkemize gelecek. Bu sefer onlar deplasmanda olacak. Maç Ali Sami Yen'de. Kapasite 22.000. Varsın olsun 26.000.


İspanya, Türkiye'nin ne kadar büyük bir rakip olduğunun farkında. Bu yüzden maçını en iyi ve en yüksek kapasiteli stadlarından birinde oynayacak. Hem daha çok taraftarına Türkiye'yi izletecek, hem de tv başında maçı izleyenlere güzel bir atmosfer yaşatacak.

Türkiye ise şu anda tartışmasız dünyanın en güçlü takımı olan İspanya maçı için kıç kadar Ali Sami Yen'i belirledi. O gelen takımı izlemek isteyen daha ne 10.000'ler vardı. Onları alacak stadlar da vardı ellerinde. Ama büyük federasyonumuz 22.000 şanslı izleyiciyi seçti. He, Ali Sami Yen'in müthiş atmosferi var, takımı boğuyor. Evet öyle, ondan bir kuşkum yok. Ama bunu Şükrü Saraçoğlu stadı, Kadir Has stadı, İzmir Atatürk stadı, İstanbul Olimpiyat stadı yapamıyorsa, oralara niye para harcandı ki ulan?!

Bu ülkede federasyon olmadığı kanıtlanmıştı di mi? Pardon...

Zeyrekli Kaan


Futbol dışına çıktım bu fotoğrafı görünce. Evet. Ne yapayım çok komik :)

26 Mart 2009

Bağyan Taraftar #13 - ISP vs. TUR












VS.











Bu haftasonuna özel. Bir Türk kızı 6 İspanyol kızına bedeldir :)

23 Mart 2009

25. Hafta

Ne haftaydı!

Fenerbahçe Bursa deplasmanındaydı. Maç öncesi Fenerbahçe'nin puan alacağına ihtimal vermeyenlerdenim. Ama olmayacak şey oldu ve Guiza gol attı maçın başında. Milli takıma alınmak yaramış olsa gerek. Fakat o dakikadan sonra Sercan Fenerbahçe'yi resmen dağıttı. topu alıyor herkesi geçiyor, öyle garip bu adam. Doğru yerde pasları verse daha kolay pozisyona girecekti takım. Son dakikalarda bir gol buldular. Maç 1-1 giderken 90+4'te yine Sercan topu aldı gitti, düştü. Hakem garip bir penaltı verdi. Golü dünyanın en golcü kalecilerinden Ivankov attı. Maç bitti. Sercan ertesi gün milli takıma alındı...

Trabzonspor Antep deplasmanındaydı. Kolay deplasman mı? Değil. Ama yamuluyorsam son 4 haftada 8 puan kaybeden Trabzonspor artık mecburen kazanacaktı. Aksi takdirde "bir Ersun Yanal klasiği" vakası hissedilmeye başlayacaktı... Antep 3-2 kazandı. Klasik Ersun Yanal düşüşü başladı mı ne?

Şu aralar ligin tepesinde iki istikrarlı takım var. Şu aralar olması oldukça önemli çünkü ligin sonuna yaklaşıyoruz. Şampiyonluk için hala ve ısrarla hiç şans vermek istemediğim Beşiktaş ve Sivasspor Sivas'ın buz pistinde karşılaştı. Danışıklı dövüş, 1-1 bitti. İki takımda haftayı karlı kapattı. Şaka gibi.

UEFA yorgunu Galatasaray, 13 puanlık maçı kaçırdı. Herkesin tepsiyle sunduğu fırsatı geri çevirip Ali Sami Yen'de Eskişehirspor'a 1-0 yenildi. Neler var maçla ilgili söyleyecek. Ama teki yeter: Korkmaz-Lincoln savaşı. Bu savaş Galatasaray'a yaramadı, yaramayacak da!

Sivasspor 50
Beşiktaş 49
Trabzonspor 46
Fenerbahçe 44
Galatasaray 44

22 Mart 2009

Göt Olmak


"Galatasaray kalan tüm maçlarında hiç puan kaybı yapmadan şampiyon olacak."

Bunlar benim laflarım. Birkaç gündür hem kendi blogumda yazı olarak hem de başka arkadaşların bloglarında yorum olarak belirttiğim bir fikrimdi. Ancak Galatasaray beni yine göt etti. Saolsun...

MERAK EDİYORUM
Skibbe'nin takımı Ali Sami Yen'de Kocaelispor'dan 5 yiyince "Ben görev aldığım süre içerisinde takımım burda böyle sonuç almadı." deyip ertesi gün Skibbe'yi gönderen Adnan Polat, kendi egolarını tatmin etmek için, takımın yenilmesi uğruna ligin ilk yarısının en iyi oyuncusu Lincoln'u dalga geçer gibi yedek kulübesine oturtup hiç oyuna sokmayan Bülent Korkmaz için "Ben Galatasaray tarihinde sırf "ben en büyüğüm, benden büyüğü yok." demek için takımın yenilgisine göz yuman bir teknik direktör görmedim." diyecek mi?

21 Mart 2009

Yaratıcı Basın #6 - Luiseddin Hoca


Hemen dünkü maça özel bir yaratıcılık örneğini de paylaşalım. Dün Fenerbahçe Bursaspor deplasmanında son 5 dakikada yediği gollerle mağlup oldu. Basın da kendisini Nasreddin Hoca'yla ilişkilendirmiş.

Luiseddin Hoca'ya sormuşlar:
-Eşeğe neden ters bindin?

Cevabı yapıştırmış:
- Şampiyonluğa sırtımı dönmek için!

Tek bildiğim şey var, Nasreddin Hoca'nın vereceği cevap daha yaratıcı olurdu :)

Kaynak: Alfredo Di Stéfano

Yaratıcı Basın #5 - G.Saray Minibüsü Kaza Yaptı


Yaratıcı Basın yerinde durmuyor. Arka arkaya gelecek biraz. Olsundur. Bu seriyi sonlandırmam lazımdı.

Bordeaux'u elediğimizde Büyük Kaptan minibüsün başında Hadi Kalkıyor Kadıköy Kadıköööy demişti.

Deplasmanda Hamburg'la berabere kalınca o minibüs köprüyü geçiyordu.

Ama tam da köprüyü geçerken arıza yaptı minibüs. Fotomaç da bütünleşik pazarlamanın en güzel örneğini göstermiş oldu böylece bize. Tebrikler :)

Ufuk Ceylan

Bugün İspanya maçı kadromuz açıklandı. Kadroda ilgimi çeken adam bu. İkinci ligde Manisaspor'da oynuyor. Super lig kalecileri tepkili...

http://www.tff.org/Default.aspx?pageId=30&kisiId=308058

Yaratıcı Basın #4 - Dingiltere


20 Nisan 2000. UEFA kupası yarı finalinde Leeds United'le eşleşmiştik ve o tarihte rövanşı oynuyorduk İngiltere'de. İlk maçta olanları hatırlatmaya gerek yok. Kavga dövüş, iki ingilizin vefatı. Galatasaray turu geçince ilk maçtan ikinci maça kadar ingilizlerin yaşanan olaylara verdiği tepkiye gönderme yapan Star gazetesi de düşünmüş, taşınmış. Bu başlığı atmış: DİNGİLTERE.

Hagi penaltı atarken arkada görünen taraftarlara da bazı monologlar eklenmiş. Okuyabildiklerim şöyle;

- What is this?
- E hani biz türkleri çok korkutmuştuk?
- Bizim dedemiz de Çanakkale'yi geçememişti!
- Oh my god!

Çok yaratıcı! Aynı gazete ilk maç sonrası nette bulamadığım şu başlığı da atmıştı: Two Size!

Onun nedenini de Kanat Akkaya'nın cümlesini alıntı yaparak verelim:

"Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı aldığı sene Leeds United'ı 2-0 yendiği maçı hatırlayın. İstanbul'da iki İngiliz taraftar öldürülmüştü. Bu olayı Star Gazetesi bir gol sevinci, bir de kavga fotoğrafı eşliğinde hangi başlıkla vermişti hatırlıyor muyuz? Two Size!.."

Forma Arkası #9 - 300


Forma Arkası'nda olmassa olmazdı bu. Inzaghi 300. golünü attı ve gitti bunun için hazırlanan formayı kenardan alıp taraftara ve gazetecilere tuttu. Bence bu gibi olaylar bir formanın arkasındaki yazının ne kadar etkili bir mesaj olduğunu gösteriyor:

"Fazla söze gerek yok, orada yazıyor işte: 300!"

20 Mart 2009

Hüzün

Fernando Meira satıldığında çok kızmıştım. Artık UEFA kupasında ilerlemenin hayal, lig şampiyonluğunun ise çok zor olduğunu söylemiştim. Ama Cimbom beni Hamburg'daki maçta çok fena göt etti. Sene başından beri hissettiğimiz bir şey vardı, hep söylüyoruz. Bu takım avrupa maçlarında farklı oynuyordu gerçekten. Keza Hamburg'daki maçta o şartlara rağmen çok iyi bir sonuç çıkarıp olayı Sami Yen'e taşıdı takım. Bana da kapak oldu bu. İyi de oldu.

Sami Yen'deki turu geçeceğimize inanmayan var mıydı? Varolan sorunları göz önüne getirsek dahi garip bir duygu yok muydu hepimizin içinde? Bu sene UEFA'da ilerleyecekti bu takım başka yolu yoktu. Maçı Tophane'de izledim. TV'den Sami Yen'de bir Fenerbahçe derbisi havası olduğunu farkettim. İnanılmaz bir heyecan ve coşku vardı. Stadı geçtim, maçı izlediğim yerde insanların suratlarına bakınca zaten anlaşılıyordu her şey. Her pozisyonda yüreği ağzına gelen, gol atınca ortalığı yıkan TV başındaki insanlar. İnanılmazdı.

İşte bunlara rağmen elendiğimiz için, bu hissi yaşadığım için ve herkesin de bu hissi yaşadığını gördüğüm için dünkü maçta elendiğimizde inanılmaz bir hüzün çöktü üstüme. Yoksa, bu sorunları yaşayan bir takımın UEFA kupasında 4.tur oynamasını ve rakibin Almanya'da şampiyonluğa oynayan bir takım olmasını göz önünde bulundurunca takımımın elenmesine şaşırmıyorum, bu bir başarıdır diyorum.

Ama o duygu yok mu o duygu. O hala içimde. Neden bilmiyorum. Belki Süper Lig hissiyatıdır bu...


Amansız Ol



Nike yeni reklam filmi çekti. Fatih Terim, Volkan Demirel, Hakan Balta, Gökhan Ünal, Arda Turan kullanılmış.

Ben beğenmedim.

18 Mart 2009

Ne Diyorsun Adnan Polat?

"Kayserispor maçı öncesinde maça girerken kulağıma eğilip birisi , "Sayın başkan Lincoln ilk 30 dakika içinde atılacak" diyor. Maça dönüyoruz Lincoln 28. dakikada oyundan atılıyor."


Bu sözler az buz değil. Eğer ki yarından itibaren bu ülkenin futbol federasyonu "Ne diyorsun sen adam? Kim söyledi? Hesap ver." demezse, bu ülkede futbol federasyonu diye bir şey yoktur. Lafı yer, otururlar.

EDIT: Adnan Polat bu ülkede federasyon diye bir şey olmadığını herkese gösterdi. EVET!

Galatasaraylı Futbolcuların Lakapları

GALATASARAY.ORG'dan takım kadromuz hakkında detaylı bilgi edineyim dedim. Bir şey dikkatimi çekti. Bazı oyuncularımızın lakapları varmış ve bunlar belirtilmiş sitede.

Şöyle ki;

Tobias Linderoth - Tobi
Pek yaratıcı değil.

Harry Kewell - Wizard of Oz(Oz büyücüsü)
Biz bir de Harry Potter diyoruz ona tabi.

Mehmet Topal - Örümcek
Uzun bacakları ve top çalma yeteneği sebebiyle imiş.

Milan Baros - Ostrava's Maradona
Ostrava nasıl hayrandı kendisine kim bilir?

Sabri Sarıoğlu - Speedy Gonzales
Evet hızlı. Tek olumlu özelliği!

Servet Çetin - Türkü Baba
Halk müziği sevdiği için arkadaşları takmış bu lakabı.

İlginç.


Alakalı olaraktan, scapula Galatasaray'da En İsabetli 1o Futbolcu Lakabı'nı yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim şiddetlen.

http://mayislar.blogspot.com/2009/03/galatasarayda-en-isabetli-10-futbolcu.html

17 Mart 2009

Bağyan Taraftar #12 - Belly Supporter


Garibim boya bulamamış...

Forma Arkası #8 - Davos Fatihi



Beşiktaşlı Davos Fatihi. Memleket plakalı.

Fenerliler kızmasın?

16 Mart 2009

24. Hafta

Fenerbahçe yine puan kaybetti. Ya da kazandı. Kocaelispor o kadar iyi oynadı ki en azından bir puanı hakediyordu. Maç Saraçoğlu'nda olmasa Fenerbahçe'nin puan almasına imkan yoktu. Bu beklenmedik puan kayıplarıyla şampiyonluk çok zor Fenerbahçe için. Çok zor bir fikstüre sahipler ve o fikstürün kolay maçlarında puan kaybediyorlar. Sami Yen'e, İnönü'ye, Avni Aker'e gidecekler. Valla zor.

Beşiktaş'ın maçını izlememiş olsam, "vay, 3-0 he, şampiyon olacak bunlar" derdim. Ama izledim. Bir bok yoktu Beşiktaş'ta. Gençler çok çok çok çok kötüydü. Hücumu olmayan bir takımdı. 88'den sonra farka gitti Beşiktaş.

Sivasspor'un maçını hiç bilmiyorum. Ama Ankaragücü deplasmanında tribünlerde anadolu bütünleşmesi varmış. Bu sene şampiyonun anadoludan çıkması için bütünleşmişler. Skor mu? Sivasspor 2-0 almış. Senaryo yazılmış. Federasyon göreve!

Haftanın maçında acıların takımı Galatasaray, son haftalarda ilginç bir çöküş yaşayan Trabzon'a konuk oldu. Sakatlar, disiplin verilenler, kırmızı kartlar... O kadar çok şey var ki anlatacak. Hakem iki takım adına da çok büyük hatalar yaptı. Maç 2-2 bitti. Trabzon açısından kötü, Galatasaray açısından iyi sonuç aslında. Ama Galatasaray çok rahat alabilirdi o maçı. Büyük Kaptan okuyamadı.


Ben Bülent Korkmaz ilk geldiği an bir arkadaşıma "bu takım bu andan itibaren yenilmeyecek." dedim. Selam ederim kendisine okuyorsa. Hala aynı fikirdeyim. İnönü ve Antep deplasmanları hariç Galatasaray'ın puan kaybı yaşayacağını düşünmüyorum. Onlarda da en fazla beraberlik. Olay rakiplerin puan kayıplarına bakar. Zor tutulur bu takım bu andan sonra.

Benden söylemesi! :)


Sivasspor 49
Beşiktaş 48
Trabzonspor 46
Fenerbahçe 44
Galatasaray 44

Hala inanılmaz!

15 Mart 2009

Hamburg Maçını Düşünmek

TV'de yapılan yorumlara göre Harry Kewell ve Shabani Nonda'nın Trabzon'a götürülmeme nedeni Hamburg maçıymış. Şimdi de ilk 11'ler belli oldu Lincoln yedek.

Şimdi soruyorum, deplasmanda 1-1 berabere kalınmış, Sami Yen'e gelecek bir Hamburg mu daha tehlikeli yoksa Avni Aker'deki Trabzonspor mu?

Hamburg maçı için dinlendirmek nedir? Trabzon maçı önemsiz maç mı?!

Golden Sonrası #7 - Öpücükler Gerrard'dan



Dünkü MANU çıkarmasından. Rooney tv başında olsaymış keşke.

Şu arkadaki taraftar ne güzel bir foto çekmiştir be...

Kaynak: Genç Subaylar

Galatasaray'la Aynı Kaderi Paylaşmak

Dün Beşiktaş - Gençlerbirliği maçının tamamını izleme şansım oldu. İzlerken şunu farkettim. Bu takımın kadrosu olmuş. Her şey birbirini tamamlıyor gibi. Sonra kendi takımım Galatasaray'ı(hala anlaşılmıyorsa diye söyleyeyim dedim) düşündüm, aklıma sakatlar geldi. Say say bitmedi. Sonra Beşiktaş'a döndüm. Bir düşündüm, aynı sakatlıkları Beşiktaş yaşasa? Yine bu puanları almaya devam edebilir miydi? Sonra bu düşünceyi bu sene şampiyonluğa oynayan diğer takımlara da uygulayayım dedim. Bir deneyelim bakalım.

Galatasaray'ın savunma hattı resmen bozguna uğramış durumda. Hak geçmesin diye şöyle kabul edeceğim, ilk 11'den bir stoper(Servet Çetin), yedeklerden bir stoper(Emre Güngör), ilk 11'den bir ön libero(Mehmet Topal) çok uzun bir süre takımda yer alamayacaklar. Diğer takımların bu pozisyonlarını düşünerek neler olabileceğini yorumlamak istiyorum. Sene başından beri sakatlıklar yüzünden kadroya giremeyen Uğur Uçar ve Tobias Linderoth'u eksikten saymadım bile.

BEŞİKTAŞ Öncelikle şunu söyleyeyim, kendi takımım dışındaki takımların kadroları hakkında bilgi eksikliğim var. O yüzden bu deneme yüzeysel kalabilir. Yardım lazım olduğunda müdahale edeceğinizi düşünüyorum. Şimdi, ön liberodan başlayalım. Devre arasında takıma katılan ve geldiğinden beri takıma en olumlu katkıyı yapan adam Fabian Ernst'i sakatlayalım. Yerine Uğur İnceman oynar sanırım. Bir diğer "sanırım" ilk 11'in değişmez stoperi olan İbrahim Toraman'ı sakatlayalım. Kaldı Gökhan Zan, Zapo, Sivok. Bunlardan hangisi yedek bilmiyorum ama son oynadığı maçı baz alarak Zapo'yu yedek sayalım. Zapo sakatlanmış olsun. Kaldı Gökhan Zan ve Sivok. Bu arada bu sakatlıkların yaklaşık 2 aylık süreler olduğunu da ekleyelim.

Fabian Ernst sakat
İbrahim Toraman sakat
Zapo sakat

Düşünelim Beşiktaş'a ne olur? Tek söyleyeceğim, şu üçlüden sadece Ernst eksik olsun, SIÇAR. Çünkü geldiğinden beri Beşiktaş'ın en önemli eksiğini kapattı. O pozisyonun değerini Beşiktaş'ın ilk yarı ve ikinci yarı performanslarına bakarak anlayabiliriz. Yani Ernst'ten önce, Ernst'ten sonra. Diğer eksiklikleri kapatan iki adama bakarsak, bence eksikliği kapatacak kapasitedeler. Peki ya maç içinde birinin sakatlanma veya kırmızı kart görme ihtimali? Herkeste Kewell yoktur sanırım.

FENERBAHÇE Bu hafta Fenerbahçe'nin lig maçını izleme şansım da oldu. Onlar da Kocaelispor maçında eksikti diyebiliriz. Kaleci Volkan Demirel ve Emre Belözoğlu cezalı, Deivid ise sakattı. Başka eksik var mı bilmiyorum. Gelelim konuya. Yine ön liberodan başlayalım. Ama bu benim için zor olacak çünkü gerçekten Fenerbahçe'nin as ön liberosu kim bilmiyorum. Son haftalarda büyük çıkış yakalayan Emre Belözoğlu'nu seçelim. 2 ay sakatlayalım. yerine geçecek adam Selçuk Şahin. Oldu sana Selçuk-Deniz ikilisi(Kocaeli maçı düzeni). Stoper pozisyonuna gelelim. As stoper Lugano'yu sakatlayalım. Yedekten de Yasin Çakmak'ı. Kaldı Edu, Önder Turacı ve Can Arat. Sanırım en makul ikili Edu ve Önder olur.

Emre Belözoğlu sakat
Lugano sakat
Yasin Çakmak sakat

Düşünelim Fenerbahçe'ye ne olur? Zaten çok puan kaybeden takımlardan biri Fenerbahçe. Son oynadığı maçta Kocaeli sahayı dar etti. Bunda Emre'nin ve Deivid'in olmamasının büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Emre'nin olmaması bir yaratıcılık eksikliği yaratacak bir kere takımda. Bu da takımı olumsuz etkileyecek. Stoper mevkiine gelirsek, Edu-Önder tek tek ele alındığında iyi oyuncular olmasına karşın Edu-Lugano uyumunu oluşturamazlar. Yedekte bir stopere(Can Arat) daha sahip olmak bir artı. Ama saha içine gelirsek, Edu ve Önder'i toplasan bir Lugano etmiyor. Adamın hırsını bırak bu sene attığı 6 gol(müydü?) de cabası.

TRABZONSPOR Zorlanacağım Trabzonspor'da. Bu takımın as ön liberosu Hüseyin Çimşir olmalı. Sakatlayalım. Yerine kim geçer? Vallahi bilmiyorum. Bilen biri söylesin. Stoperlere gelelim. Stoper ikilisi Song-Egemen. Song'u sakatlayalım. Yedekten de Ceyhun'u. Büyük ihtimal o pozisyona Tayfun Cora'yı kaydırırlar. Tayfun Cora'nın yerine ise, bilmiyorum. Biri yardım etsin :)

Song sakat
Hüseyin Çimşir sakat
Ceyhun sakat

Düşünelim Trabzonspor'a ne olur? Öncelikle bana göre sahadaki iki lider Song ve Hüseyin'i kaybetmek doldurulamayacak bir eksiklik. Yerlerine geçen adamlar yetenek olarak iyi olabilir, ama onların etkisine yaklaşamazlar bile. Bu da saha içinde lider eksikliğine yol açar. Zor anda takımı toparlayacak adamı bulmak zordur.

SİVASSPOR Stoper ikilisi Bilica-Murat Sözgelmez diyelim. Bilica'yı sakatlayalım. Ki kendisini çok beğenirim. Yedekten de, tam stoper mi bilmiyorum ama bir defans oyuncusu olan Diallo'yu sakatlayalım. Murat Sözgelmez'in yanında oynayacak adam bu ligi kaldırabilir mi? Ön liberolara gelelim. Sanırım adını en çok duyduğum adam Sylla. Sakatlayalım.

Bilica sakat
Diallo sakat
Sylla sakat

Düşünelim Sivasspor'a ne olur? Kafadan söyleyeyim, şu Bilica eksikliği Sivasspor'un sertliğini önemli ölçüde düşürür. Sylla eksikliği ise ortasahada büyük sorunlar yaratır. Sanırım Sivasspor'un bench sorunları var. Bu da takımda büyük tersliklere yol açar.


Durum böyleyken böyle. Çok yanlı bir yazı oldu diyebilirsiniz, ama takımımı tam kadro görmeyi özledim :(

Eşitlik istiyoruz!

Liverpool'u Kızdırmamak Lazım

Yıllardır bu takımla ilgili öğrendiğim bir şey varsa o da hırstır, inattır, yenilgiyi kabul etmemektir. Hal böyleyken "Liverpool'dan nefret ediyorum" gibi söylemler, bir Liverpool maçı öncesi iyi işaretler değil. Dünyanın en güçlü takımı olsan farketmez. Çünkü bu takım sadece ordan burdan aldığı adamlarla kadro kurmuyor. Kadrosunda en hakikisinden scouser'lar var. Bunlar o takımı sahiplenmiş adamlar. Para babaları gelip önüne hayal edemeyeceği paraları saçsa da üstünden o kırmızı formayı çıkarmayan adamlar. Bu adamların olduğu takımla bir gün sonra maç yapacakken "nefret ediyorum sizden" denir mi? ASRIN HATASI.

Rooney'e kapak olsun!



Yıllardır bu takımla ilgili öğrendiğim bir başka şey ise son haftalarda galibiyet serisi yakalamasıdır. Lig biterken "Ah ulan aklınız başlarda nerdeydi ki?" dedirtir. Liverpool'un şampiyon olamamasının en büyük nedenini ligin başındaki performansına bağlarım ben her sene. Ama bu sene ligin başında da iyiydi. Şimdi kaldı 9 hafta. Ve o bahsettiğim seri sanırım geçen hafta başladı. Hepsini kazanırsa şampiyonluk gelir mi? 7 puan öndeki Man U'yu geçmesi zor. Ama imkansız değil. Hiç değilse ligi 2. sırada bitirip şampiyonlar ligine direkt gitme hakkını kazanmak var. Ya da bu sene şampiyonlar ligini kazanmak onu gerçekleştirmek için daha kolay yol.

Bakalım. Göreceğiz.

13 Mart 2009

Yaratıcı Basın #3 - Minibüs Köprüye Ulaştı!


Sanırım Fotomaç bir seriye başlamış. Her maçtan sonra takımı minibüse bindiriyor. 4.tur maçından sonra takımı köprüye kadar getirmiş. Bakalım çeyrek finalde ne olacak. Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın etrafında turlanır heralde :)

Bir önceki için şurdan;

Yaratıcı Basın #1

Kaynak: ultras/Movement

Gerçek Galatasaraylı


Bazı taraftarlar vardır ya, bir futbolcu ezeli rakibine gol attığında "Şimdi bizden oldun işte!" derler. Harry Kewell daha bunu yapmadı, ama şimdiden bizden oldu işte!

O da olacak birkaç hafta sonra...

Torunlara Anlatılacak Maç

Neresinden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Böyle hikayeler hep etkiler beni. Bir de gönül verdiğim takım başroldeyse o hikaye başucu kitabımdır artık benim.

Galatasaray dün akşam UEFA kupası 4. tur eşleşmesi için Hamburg deplasmanındaydı. Maç öncesi elimizdeki bilgilerle bir Kemalettin Tuğcu eseri çıkar. Neredeyse bütün stoperler sakat, buna rağmen sağlam olanlardan biri iki gün önce başka bir takıma transfer olmuş. Sadece stoper değil ön libero pozisyonunda da inanılmaz bir eksiklik var. İki sağlam sahada, yedekteki plase Mehmet Güven. Başka yok! Takımın hücum hattı avrupanın en iyilerinden, savunma hattı patlamaya hazır bir bomba. Hiç değişmeyen adam Emre Aşık'ın yanında sol bek Hakan Balta'nın derdimize deva olacağını gördük kadroları görünce. Bülent Kaptan Semih Kaya'ya görev vermemişti. Demek hala hazır değil. Hakan Balta'nın stoper olması bir handikap, onun yerini alacak Volkan Yaman başka bir handikap. Her türlü riskli bir karardı. Volkan Yaman çok sırıtmadı saha içinde. Korktuğum başıma gelmedi. Hakan Balta ise inanılmaz oynadı. Kırk yıllık stoper gibi. Dumurlardan dumura uğradım maçı izlerken. Ama daha bir şey görmemiştim.

Maçın en güzel anı

Golü yediğimizde bile bu kadar üzülmemiştim, Emre Aşık kırmızı kartı görünce televizyona bakamayacak duruma geldim. Zaten stoperlerin ve ön liberoların her yerde kaldığı pozisyonda içim cız ediyordu. Kırmızı kartta error verdim. Bana formatı atan Harry Kewell oldu. Yılların sol açığı, alemlerin en iyi sol ayağa sahip adamlarından Harry Kewell, stoper bölgesinde kafaya falan çıkıyordu maça baktığımda. Bir süre kendime gelemedim. Herkes gibi "olmaz, olamaz!" tepkisini çoktan vermiştim. Bu anlık bir karardı ve kenardan yapılan bir hamleyle doğruyu bulacaktı kadro. Bekledik, bekledik, olmadı. Kewell bütün topları savuşturdu, çok iyi yer tuttu. Tam 40 dakika boyunca stoper oynadı. Gerçekten inanılmaz. Meğerse genç takımda stoper oynamışlığı varmış Kewell'ın. Profesyonel kariyerindeki ilk stoperliği ise bize denk geldi. Sen ne yürekli adammışsın Harry Potter!

Bu olaydan sonra maçla ilgili bir şey anlatmaya gerek yok. Bu şartlar altında 1-1'lik skor, benim için 5-0'lık galibiyetle eş değer. Ümit Karan'ın son dakika golü skorboard'a yazılsaydı... Düşünmek bile istemiyorum :)

"O kupayı istiyorum!"

10 Mart 2009

Koskoca Gerrard'a Yamuk Yapılır Mı?




O yaştaysan yapılır be :)

Parayla Kupa Satmak



Galatasaray, Fernando Meira'yı 6 milyon avro karşılığında Zenit'e sattı. Ligde lidere üç puan yakın ve 11 hafta kalmışken ve UEFA kupasında böyle başarılı gidiyorken. Takımın diğer kaliteli iki stoperi sakat iken. Meira'nın yerine oynayacak, o pozisyonu kaldıracak sağlam bir adam yok iken. Evet Galatasaray yaptı bunu. Peki niye?

Durumu baştan inceleyelim. Meira kötü oynuyor ve buna rağmen enayinin biri onun bonservisi için kimsenin vermeyeceği bir parayı veriyor. Bunu duyan Meira da gitmek istiyor. Oldukça mantıklı bir satış. Galatasaray yönetimi hemen durum değerlendirmesi yapar. Teknik direktörle görüşür. Kadronun ligin geri kalanını götürüp götüremeyeceğine bakar. Teknik ekip raporunda takımın geri kalan tüm stoperlerinin sakat olduğunu, eğer Meira gönderilirse lig ve UEFA maçlarında onun yerini uzun bir süre genç stoper Semih Kaya veya takımın başka bir pozisyonunda oynayan bir oyuncuyla kapatmak zorunda kalacaklarını, bunun da takımı olumsuz bir şekilde etkileyeceğini belirtir. Yönetim, teknik ekibin raporuna önem verir ve transfer olmak isteyen Meira ile konuşur. Öyle ya, istemeyen adamı tutmak mantıksızdır. Ondan bu mevcut durum nezdinde anlayış beklenir, takımın kendisine ihtiyacı olduğunu ve kalırsa sene sonunda başka bir takıma transfer olmasını kolaylaştırmak için ellerinden gelen yardımı gösterecekleri söylenir. Meira teklifi kabul ederse Zenit kulübüne teşekkür edilir ve konu kapanır, kabul etmezse zorla güzelliğin kimseye yakışmayacağını bildiğinden transferini en hızlı bir şekilde gerçekleştirir.

Sizce bu düzenin kaçta kaçı böyle gerçekleşti? Bir taraftar olarak maalesef hiçbir kısmının gerçekleştiğine inanmıyorum. Yapılsa zaten yönetimden "Biz istememize rağmen Meira kalmak istemedi." diye bir açıklama gelirdi. Gelmedi.

Bu sene UEFA kupasında bir şey olacağını hissediyordum. Eminim tüm Galatasaray taraftarı hissediyordu bunu. Bu sene o senelerdendi. Bir anda bozuldu. Geçmiş olsun.

Türkiye ligi mi? Yine zor. Ama bu sene öyle bir garip ki ona imkansız diyemiyorum.

DÜZENLEME:

Galatasaray, resmi sitesinden Meira'ya güle güle derken bir de şöyle bir açıklama yapmış:

"Kendisi ailesiyle birlikte İstanbul’da yaşamaktan çok mutlu olmasına karşın, oyuncu profesyonel hayatta reddedemeyeceği cazip bir teklifle karşılaştığını ve ayrılmak istediğini belirterek tercihini bu yönde kullanmıştır."

Eğer durum buysa, yani inanmak istiyorum, kimseyi suçlayamayız. Takımı bu durumda bırakıp giden Meira'yı bile.

http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/3394.php

09 Mart 2009

Hem Fenerli Hem Cimbomlu



Günümüz "Damarımı kessen şöyle akar.", "Ben çocukluğumdan beri bu takıma gönül vermişim." futbolcularına ithaf olunur. Aynısınız lan.

Türk Futbolunun En Unutulmaz 10 Futbol Müsabakası

Madde Bağımlısı isminde çok şahane bir blog var. Türk takımlarının oynadığı en unutulmaz 10 karşılaşmayı toplamışlar. Liste şöyle;

10. Senegal – Türkiye (22 Haziran 2002)
9. Fenerbahçe – Galatasaray (6 Kasım 2002)
8. Chelsea – Beşiktaş (1 Ekim 2003)
7. Manchester United – Fenerbahçe (30 Ekim 1996)
6. Galatasaray - Fenerbahçe (3 Mayıs 1989)
5. Manchester United – Galatasaray (20 Ekim 1993)
4. Türkiye – Çek Cumhuriyeti (15 Haziran 2008)
3. Galatasaray – Neuchatel Xamax (9 Kasım 1988)
2. Galatasaray – Arsenal (17 Mayıs 2000)
1. Hırvatistan – Türkiye (20 Haziran 2008)

Görmek isteyen böyle gelsin.

08 Mart 2009

23. Hafta

Trabzonspor tipik olmayan bir tipik Ersun Yanal düşüşü yaşıyor sanırım. Kendi sahalarında nispeten kolay sayılabilecek iki maç kaybettiler arka arkaya. Normal bir Ersun Yanal düşüşünde iki maç daha farklı kaybedilirdi ama bu düşüş böyle demek ki. En iyi fikstürü sahip takım şu an Trabzon şampiyonluk yarışında. Fakat kendi sahanda sürekli kaybedersen neye yararki iyi fikstür?

Beşiktaş yine Ankara'daydı. Yine kazandı geldi. İkinci yarı başlayalı bir haller oldu BJK'ye. Kazanıyorlar. TV'deki futbol yorumcularının bazılarının şampiyonluk favorisi BJK olmuş bile. Devre arası sorsan böyle değildi durum. İlginç.

Galatasaray küçük bir savaş kazandı bu haftasonu. O kadar sert oynayan o kadar ezer-biçer-döver bir takımdı ki Bursaspor, Galatasaraylı futbolcular ayağa kalkamadı. Zaten eksiklerdi. Sahada kadronun "az yetenekli" oyuncuları vardı. Bir de bu sertliği görünce o "az yetenek" de gitti, yeteneksizlik rolü kaptı. İki garip golle kazandı Cimbom. Özellikle ikincisi Futbolu Bıraktıracak Goller'e girer. Böyle bir maçı anca savaşarak kazanabilirdi o takım. Bunu yaptı. Ama aynı oyun diğer rakiplere sökmez kanımca.

Sivasspor'un düşüşü sürüyor. Üstüste puan kayıpları gelmeye başladı liderden. Bu hafta da bir ara İstanbul büyüklerinin üstünde bulunan Ankaraspor'la 1 puan paylaştılar. Üstelik bunun suçlusu hakemmiş. Bülent Uygun öyle diyor.

Haftanın en çok beklenen maçı yeni stadımız Kadir Has'ta oynandı. Fenerbahçe Kayserispor'u pek zorlanmadan 2-0 mağlup etti. O stad, o taraftar ne işe yaradı o zaman? Kayserispor stad dışında başka şeylere de önem vermeli sanki. Fenerbahçe yine yarışa daldı. Üç hafta önce tünelin ucunda ışık görünmüyordu. Şimdi gözlerini aldığı için bakamıyorlardır bile(öeh). Guiza yedeğe çekildi yerine Semih monte edildi. Sanırım Selçuk'un yerine de Deniz geldi. Bu değişiklikler mi adam etti bu takımı? Bilemedim.

Sivas 46
BJK 45
Trabzon 45
Fenerbahçe 43
Galatasaray 43

İnanılmaz...

Sivasspor Artık Büyük Takım

Son yıllarda büyük takım olmanın kıstası değişti. Özellikle bu sene bariz şekilde belli oldu ki artık büyük takımların hakkı yeniyor. Ülkemizin büyük takımları hangileri? İstanbul üçlüsü ve Trabzonspor. Bu sene hepsi teker teker hakemlerden, senaryolar yazan federasyondan dert yandılar. Hem futbolcuları hem yöneticileri. Ligi lider götürmesine rağmen bu konuda pek serzenişi olmayan Sivasspor bu düzende büyük takım sayılabilir miydi? İmkansız. Ama bugün o eksiklerini de kapattılar. Bugün oynanan Ankaraspor maçında Sivas'ta oynadıkları her maç gibi galibiyeti bekleyen Bülent Uygun, bu gerçekleşmeyince hakeme saldırmış. Bakma -mış'lı konuştuğuma görüntüleri izledim. Ama çok değerli ligimizden görüntü kullanamıyoruz biliyorsunuz. La Liga, Premier Leauge gibi alt ligler olsa görüntüyü de gösterirdim. Neyse, Bülent Uygun hakeme gitti bağırdı çağırdı. Nedeni onlara faul vermesi Ankaraspor'a vermemesiymiş. Kendi oyuncularına emirler yağdırmasıymış, "hepinize kart gösteririm allahsızlar!" gibi şeyler söylemesiymiş. Onu bunu bilmem, Sivasspor'u büyük takım yaptın artık Bülent Uygun. Yarın da Sivasspor'un resmi sitesinden "Sivasspor Üzerine Oynanan Oyunlar" başlıklı bir bildiri yayınlatırsın. "Sivasspor Anadolu'dur" pankartını açar taraftarın.

Al sana büyük takım. Boşver şampiyonluğu!

Roberto Carlos Frikikleri

Bir tespitim var. Öncesinde genel bilgi.

Roberto Carlos dünya çapında bilinen bir oyuncu. En önemli özelliklerinden biri de toplara yaradana sığınarak vurması. Özellikle frikik vuruşları onun uzmanlık alanlarından. Kurtarınca penaltı kurtarmış gibi sevinen kaleci görmüşlüğüm var zamanında La Liga'da.

Carlos Fenerbahçe'ye geldiğinden beri frikikten gol attı mı? Ben hatırlayamadım. Ama bazı frikik vuruşları aklımda. Çünkü o frikik vuruşları takımına goller kazandırdı. Bir Galatasaraylı olduğum için unutamıyorum, bu sene Kadıköy'de oynanan maçta Carlos'un vurduğu frikik vuruşunda De Santis topa zar zor söz geçirebilmişti. Zar zor olduğu için anca saha içine itebildi topu, haliyle golü yedi. Çünkü o topu içeri iteceğini bilen Fenerbahçeli futbolcular orda konuşlanmıştı bile.

Bugün Kadir Has Stadyumu'nda Kayserispor'la karşılaştı Fenerbahçe. Frikik oldu, yine Carlos vurdu kalecinin üstüne doğru ve söylemeye artık gerek yok, inanılmaz sert. Carlos vuruşu yaparken kaleciye doğru hareketlenen Fenerbahçeli futbolcu sayısı sanırım üçtü. Kayserisporlular barajda kaldı nedense. Top o kadar sertti ki kaleci tabii ki kontrol edemedi, anca depikleyebildi. O hareketlenenlerden biri olan Semih de golü rahat rahat attı. Penaltı noktasındaydı ve etrafında hiç kırmızılı yoktu. Daha ne diyeyim.

Gelelim tespite. Fenerbahçe'nin Carlos'la yarattığı bu duran top taktiği oldukça başarılı. Belki bu sene başka örnekleri de vardır aklıma gelmeyen. Carlos'un o mesafelerden kaleye vurunca gol olma şansıyla böyle bir pozisyon yaratıp gol olma şansını karşılaştırınca bence yapılan şey çok mantıklı. Çünkü türk takımları yiyor bunu. E hal böyleyken kaleye vurmaya çalışıp topun auta gitme şanssızlığını yaşayacağınıza kalecinin üstüne mermi gibi bir şut çıkarıp onun topu içeri çelmesini beklemek oldukça mantıklı. He o kaleciler topu dışarı çelemez mi? Çelebilir. Ama o topa o kadar sert vuracak adamlarla yapılacak bir antreman çalışması lazım. Öyle kişiler de ligimizde yok.

Al sana Carlos'un katkısı. Eleştirmeden önce bunu da düşünmeli. Yazık değil mi Carlos'a? :)

07 Mart 2009

Forma Arkası #7 - Seni 19 Seviyorum 03


Bugün oynanan Hacettepe - Beşiktaş maçından bir kare. Forma arkasına böyle bir şey yaptırıyorsan tek gezemezsin. Seni 19 ya da seviyorum 03. Çok anlamsız olur.

Umarım bir ömür beraber maç izlerler :)

ultras/Movement'da gördüm.

06 Mart 2009

Futbolu Bıraktıracak Goller #10 - Asist Top Toplayıcıdan

Gün geçmiyor ki bir Futbolu Bıraktıracak Gol atılmasın. Benim suçum değil böyle arka arkaya sıralamak. Ne yapayım, görünce goldeki güzelliği, karşı taraftaki çaresizliği sizlere de göstermek istiyorum :)

Bu hafta kameralarımızı İsrail'e çeviriyoruz. İsrail'de oynanan bir maçta(lig ve takımlar hakkında bilgisi olmamak böyle yavan cümle başlangıçlarına yol açıyor) golü atan oyuncuya(bak yine) asisti yapan saha içinden biri değildi. Saha dışından bir top toplayıcıydı. Görelim ve sonra yorumlayalım canem;




Öncelikle, HELAL OLSUN O ÇOCUĞA! Her zaman istediğim, hep aklıma gelen şeyi yapmış. Bir kaleci kalesini bırakıp topu öyle uzaklaştırmaya çalışıyorsa önlemleri almalı. Takım arkadaşları öküz gibi bakmamalı her yakın oyuncuya markaj o an, gerekirse faul. Kaleye doğru bir depar. Olası şutlara müdahale, hatta bu elle de yapılabilir. Ama nerde o çalışma, o idman. Kimsenin çalıştığını sanmıyorum. Umarım bu çocuk tüm dünyaya bir ders vermiştir. Artık takımları antremanlarda bunları da çalışırken görebiliriz. Fener alır o çocuğu! :D

05 Mart 2009

Yaratıcı Basın #2 - Yendik Mİ LAN?

Yaratıcı Basın diye konsept üretip buna yer vermemek olmazdı. 3 Kasım 1999 tarihi türk futbolu için önemli bir geceydi. Galatasaray Şampiyonlar Ligi gruplarında son maçını oynuyordu ve sadece 3. olup UEFA kupasına katılma şansı kalmıştı. Karşısındaki takım AC Milan, kazanırsa şampiyonlar liginde ilerleyecek, kaybederse annesinin ligine dönecek. Öyle enteresan bir durum.

Maçın son 5 dakikasına kadar Milan tur atlıyor, Galatasaray evine dönüyordu. Ama 5 dakkada değişti bütün işler. Şükür'le 2-2, Davala'yla 3-2. Gerçekten mucizeviydi. TV karşısında bir süre donakaldığımı hatırlıyorum. Benim gibi olanlara inanamayan da çoktur sanırım.

Star gazetesi de bu potansiyeli görmüş ve efsane olan şu başlığı atmıştır ertesi gün:

YENDİK Mİ LAN?

YENDİK ULAN! Günlerce, haftalarca bu başlığı konuştuk, güldük ulan! Helal olsun size ulan! :)


EDIT:
Eski Galatasaray dergilerini karıştırırken daha net bir kopyasını buldum. Onu koyalım da anlaşılsın:

Arda'ya Yol Gözüktü

Aceto Balsamico'da Okay Karacan mektuplarına alıştık artık. Bilginin tavana vurduğu mektuplar gönderiyor üstad. Son gönderdiği yazısında da bir haber veriyor: Bayern Münih seneye Arda Turan'ı kadrosuna katmak istiyor. Söylediğine göre istihbarat sağlam.

Galatasaray'ın ve Türk milli takımının her yaptığı maçta Arda Turan'ın her hareketi için, her golü, asisti için arkadaşlarla aramızda şu yorumları yaparız: "Ne kadar arttı şimdi bu adamın fiyatı?, Oooo gole bak. Kafadan 2 milyon euro artmıştır." Ve o kadar çok olumlu hareketi var ki gözümüzde fiyatı oldukça arttı. Bu parayı verecek takım da anca Bayern Münih gibi büyük bir kulüp olabilir. Bundesliga'yı pek sevmem ama Bayern Münih bir Bundesliga takımı değil bir avrupa devi. Bu yüzden bu transfer gerçekleşirse Arda'yı çok sevmeme, takımda yerinin doldurulmasının çok zor olmasına rağmen sanırım sevineceğim. Bu ülkede futbolun ilerlemesi için bu yetenekte adamların ligimizde tıkılıp kalmaması lazım. Gitmesi lazım. Hem de böyle büyük bir kulüpten teklif alınca. O gidecek ki biz yeni Arda'lar çıkaracağız. Arda Turan gibiler kadrodayken alttan gelen yeni Arda Turan gibileri çok gördük daha önce. Çoğu amatör liglerde oynuyor şimdi. Yazık günah.

Bayern Münih gibi, Real Madrid gibi kulüpler bir futbolcuyu istediğinde çok büyük ihtimalle mutlu sona ulaşır. Karşı taraf işi ne kadar yokuşa sürerse sürsün hepsini halleder, her türlü parayı verir. Umarım bizim yönetim bu fırsattan iyi istifade eder.

04 Mart 2009

Forma Arkası #6 - SPIRIT OF 66


1966. Dünya Kupası'na ev sahipliğini İngiltere yapıyor. Yetmiyor bir de gidip kupayı kazanıyor. 2006 Dünya Kupası'nı isteyen ingiliz taraftar da o tarihe gönderme yapıyor: The Spirit of 66. Geri gelse de tekrar kupayı kazansak.

Tıpkı Galatasaray taraftarının 2000 ruhunu çağırdığı gibi. Her takımın geri istediği bir ruh yılı vardır di mi?

Sağ taraftaki de Aaron Lennon forması. Onu da söyleyelim :)

http://www.flickr.com/photos/johnseb/196186131/in/pool-1042409@N22


Bir de şöyle bir şey buldum. Doğru söze ne denir diyelim.

03 Mart 2009

Çocukların En Sevdiği Sporcu Olmak

Bir çocuk kanalının düzenlediği organizasyonda 150 çocuğa en sevdikleri sporcunun kim olduğu sorulmuş. En çok oyu alan Arda Turan olmuş. Arda Turan daha bu yaşında sahada bir lider. Zaman zaman sinirlendiği anlar olsa da son zamanlarda bunu da aştığını düşünüyorum. Oynadığı futbol ülke standartlarının üstünde. Bunların hepsi büyük "okasyonlar", büyük sorumluluk gerektiren şeyler Arda için. Ama çocukların en sevdiği sporcu olmak en ilginç deneyimi ve sorumluluğu yaşatan bir sıfat olmalı. Bu sıfatı aldıktan sonra küfür eden, kavga eden bir karakter olmak zor. Olursan antipatik olacağını, çocukların seni sevmekten vazgeçeceğini bilirsin çünkü. Büyük ihtimalle de herşeyden önce kendisi üzülür insanın buna.

Bu yüzden artık Arda'dan kavga, küfür, dalaşma, kafa atma gibi olaylar beklemiyorum hiçbir zaman. Çocuklar bunu garantiye aldı :)

http://www.galatasaray.org/kulup/haber/3333.php

Futbolu Bıraktıracak Goller #9 - Mascara Etti!

Çok üstüste geldi bu Futbolu Bıraktıracak Goller evet. Ama ben gerçek hayatta hiç akula vuruşu görmemiştim. O yüzden bu gol kesinlikle izlenmeli.



Golü bu hafta Catania'dan Guiseppe Mascara Palermo'ya atmış. Wakabayashi olsa kaç yazarmış kalede? Top görünmüyo ki :)

02 Mart 2009

Meria'yı Satmak Zarardır


Son zamanların görgüsüz rus takımlarından Zenit, Fernando Meira'ya 7 milyon avro veriyormuş. Biz de satıyormuşuz.


Önce bir düşünelim. Meira Galatasaray'da ne yaptı? Kendi açımdan söyleyeyim. Geldiğinden beri "Bunun neresi Portekiz kaptanı?" dedirtti. Yaptığı hatalar tonla. Yedirdiği goller gani. Çok yumuşak, toptan kaçan bir STOPER. Bak STOPER diyorum. Bir STOPER öyle olmaz çünkü. Ya da ben Song'dan sonra geldiği için çok yerden yere vuruyorum.


Bu kadar kötüyse, bu kadar zarar veriyorsa gönderilmeli mi? Evet. Ama şimdi mi? Hayır. Ulan, takımın bütün oyuncuları sapır sapır sakatlanıyor. Özellikle stoperler. Demir adam Servet bile sakat. Allahtan bu takımda Türkiye'nin en kaliteli 4 stoperi mevcut. Biri sakatlanınca öbürüyle kapatıyoruz. Ama o 4'lüden birini gönderince kalıyor 3 kişi. Bunlardan biri 2 ay oynamayacak Servet, diğeri bu sene sakatlıktan ayağa kalkamayan Emre Güngör. E hal böyleyken olmayacak adamları stoper oynatarak mı şampiyon olacak bu takım? Stopersiz mi Saraçoğlu'nda final oynayacak?


Büyük takım para için hem ligi hem UEFA'da başarıyı çöpe atmamalı. Kötü oynuyor tamam, ama takımı karıştıran, kıllık çıkaran adam değil. Hee sene sonu stoper ne demek en iyi bilen adam Bülent Korkmaz bu adamı takımda tutar mı? Tutmaz. Varsın olsun o zaman 4-5 milyon avro etmiş olsun, 2 milyon kaybedelim. Ama biz şampiyonluğu, UEFA'da ilerleme şansını kaybetmeyelim.


Zaten lig ve UEFA'da başarılı olunca o kayıp görünen 2 milyon avrodan daha fazla kazanmış olacak takım.


Bilemedim anlatabildim mi?

22. Hafta

Beşiktaş ikinci devreye fena başladı, fena götürüyor. İBB'yi yenmek zor mu ki? Değil. Ama zorlandı. Yine de kazandı. Zirveye üç puan kadar yakınlar. Devre arası sorsan kendileri de düşünmezlerdi bu kadarını. Geçen haftaki Gaziantep üçlemesini çıkarırsak az gol atan az gol yiyen bir takım oldu Beşiktaş. Az gol attığını bliyorduk. Az gol yemesini sağlayan sanırım yeni transfer Ernst oldu. Robocop gibi adam mübarek.

Fenerbahçe lider Sivasspor'u devirdi, şampiyonluğa oynayan diğer 3 takıma da bir iyilik yapmış oldu. Guiza oynamadı, gol atmak kolaylaştı. "Bir adam çok mu önemli?" diyeceksiniz ama Aragones sene sonuna kadar bu hücum hattını korursa en azından Saraçoğlu'nda puan kaybı zor olur diyebilirim. Deplasmanlarda her takım zorlanıyor zaten bu sene. Guiza dönerse o çimlere işleri yaş...

Trabzon bi' kendine geldi. İçerdeki Denizlispor yenilgisini deplasmanda Antalyaspor karşısında telafi etti. Yapması gereken de buydu. Sivasspor'la puanı eşitledi yine. Haftalar ilerliyor, hala düşmedi Ersun Yanal'ın takımı.

Galatasaray iki maçta kabustan uyandı. Geçen hafta şaka gibi bir dönem geçirdikten sonra UEFA'da Bordeaux'u eledi, ligde de dün Konyaspor'u Konya'lı bir çiftçinin tarlasında yendi. Bence dünkü gailbiyet onlar için bir şeylerin başlangıcıydı. Puan farkı 5'e indi.

Kayserispor bir garip. Bu hafta yeni stadlarında Fenerbahçe'yi ağırlıyorlar. Bakalım yeni stad bir fark getirecek mi?

Bu sene iki-üç hafta üstüste kazanan takım şampiyonluk potasına giriyor birden. Bir garip...

01 Mart 2009

Liverpool Nasıl Şampiyon Olacak?

İngiltere Futbol Federasyonu bir basın toplantısı yapacak. Diyecekler ki, "Artık Premier League'de Play-off sistemi uygulanacak. Sıralamada ilk 8'e giren takımlar birbiriyle eşleşecek ve eleme maçları oynayacak. Sona kalan kupayı alır. Hadi bakalım."



Kralını tanımaz bu takım. İki Real Madrid, üç Barcelona birleşsin, yine şampiyon olur. Yeminlen.

Şampiyonlar liginde her sene kafaya oynayıp kendi ligini 4 veya 5. sırada bitirmek nedir? Kafanız mı güzel olm?
 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.